Hakkari Kürt coğrafyasının illerinden olup; bugünkü sınırları itibariyle Kuzeyde Van, güneyde Musul, doğuda Urmiye, batıda Şırnak ile komşudur. Tarihi geçmişi en eski olan Kürt illerindendir. Hakkari yöresi tarihin ilk dönemlerinden bu yana insan topluluklarının yerleşim yeri olmuştur. Bölgede prehistorik dönemlerde bazı yerleşmeler olduğu il sınırları içinde değişik yerlerde bulunan kaya resimlerinden anlaşılmaktadır. Ancak bu resimlerin hangi dönemlere ait olduğunun kesin olarak belirlenmesi de oldukça güçtür. Bu resimlerin önemli bir kısmı 2600m yükseklikteki Geveruk vadisinde yer almaktadır. Bunların çoğu yöredeki bir tür dağ keçisini belirtmektedir. İlkel ve simgesel olan av tuzakları ile hayvanlara sopalarla saldıran insan resimleri de vardır.. Bir başka kaya resimleri kümesi de Şiye Hendeveda tepesinin eteklerinde ortaya çıkarılmıştır. Kayalar üzerindeki çok sayıdaki resim kompozisyonu yöre halkının yerleşik hayata seçtiğini, avcılığın yanı sıra hayvancılık ve tarımla uğraştığını ortaya koymaktadır.
İÖ.7000′den bu yana sürekli bir yerleşme yeri olan Hakkari yöresinin adına ilişkin ilk bilgilere, X.yy Arap tarih ve coğrafya kaynaklarında rastlanmaktadır. Ünlü Arap tarihçisi İn Havsal , yöredeki Hakkari yani Her-kariyan (Güçlü, savaşçı, edebilen) anlamına gelen ve o coğrafyada yaşayan boyların adıdır.. Böylesine geniş bir alanda Ertuşi ve Pinyanişi aşiretleri bu boylardan ikisi ve yöre siyasetinde etkin olanlarıdır. “Akar” ise köy altı sulak, bahçelik alan demektir. Bugün Hakkari merkez ilçesine bağlı bir köy ile, Yüksekova’ya bağlı Oramar Bucağı’nın bir köyü de yine bu aşiretin adıyla, Akar (Akarı) olarak anılmaktadır.
Hakkari’yi de içine alan Kuzey Kürdistan’ın yüksek yaylalarında yaşayan insan topluluklarına ait ilk yazılı bilgiler M.Ö. 13 yüzyıldan başlayarak Asur yazıtlarından elde edilmiştir. Yazıtlarda belirtildiğine göre , dağlık yöredeki bu topluluklar yaklaşık M.Ö. 2000 den M.Ö. 900 yılına kadar bağımsız beylikler halinde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bunlara göre Van Gölünün Güneydoğusundaki dağlık yöre Hubuşki Kaki(a) ve Data(na) adında krallarca yönetilen, bağımsız bir birim görünümündedir. Bu kral adları Hurri kökenlidir. Hurriler ise Doğu Anadolu’nun en eski halklarından biridir ve dilleri Urartularla akrabadır. Adı geçen iki Kralından bazen de Nairi (Van yöresi) Ülkesinin kralı olarak ta söz etmek mümkündür.
Hakkari yöresinde günümüze kadar pek çok krallık hüküm sürdüğü görülmektedir. . Hakkari ilinin asıl ismi Çolemerg’tir. Ermeniler buna İlmar, Süryaniler Gülarmak, Memluklar ise Colemerg adını vermişlerdir. Yörede Urartular, Medler, Akadlar, Asurlular, Persler, Makedonyalı İskender, İskender’in komutanlarından Selevkos’un yönetimindeki Selökidler, Sasaniler, Romalılar, Selçuklular, Osmanlılar, Safeviler belirli aralıklarla hüküm sürmüşlerdir.
Gerek bölgede hüküm süren Sasaniler ile Romalılar döneminde, gerekse de Osmanlılar ile Safeviler döneminde burada yaşayan Kürtlerin başına gelen; sürekli bir talan, sürekli bir işgal, sonu gelmeyen kıyımlar oldu. Burada bulunan imparatorlukların bir birleriyle çıkar amaçlı yapılan savaşların en ağır faturasını veren halk oldu.
M.S 600 yıllarında Hz. Ömer döneminde bölgenin fethedilişiyle kısa bir zaman rahat nefes alınsa da, Emeviler ve Abbasiler döneminde aynı zulümler yine devam etmiştir. Osmanlı ve Safevi hanedanları arasındaki hesaplaşmaların buluşma noktası durumuna getirilen Kürdistan, her seferinde tekrar tekrar bölünmüş, tekrar tekrar parçalanmıştır. Çatışan güçler Osmanlı ve Safeviler iken, ölenler hep Kürtler olmuştur. Osmanlıların egemenliğinde bulunan Kürtlerin bir kısmının Şii olması; Safeviler’in egemenliğinde bulunan Kürtlerin ise bir kısmının Sünni olması, Kürtleri kullanmaya çalışan Osmanlılar ve Safeviler için paha biçilmez bir malzeme olarak görülmüş ve sürekli kullanılmıştır.
Hakkari’de doğup büyüyen ve bütün bu zulümlere uğraya uğraya yaşayan Şêx Ehmedê Xanî, Kürt halkının bu trajik durumundan ünlü eseri ‘Mem û Zîn’de şöyle söz eder :
İşte kemale erdi talihsizliğimiz
Acaba zevale yüz tuttu mu dersin?
Yoksa hep böyle olduğu yerde mi kalacak
Ben Allah’ın hikmetine şaşakaldım
Kürtler dünya devletinde,
Acep ne sebeple kalmışlar boynu bükük,
Hepsi birden niçin olmuş mahkum?
Onlar kılıçla şöhret şehrini fethetmişler.
Himmet ülkesine boyun eğdirmişler
Onların her bir beyi Hatem cömertliğinde
Ve Rüstem cengaverliğindedir her bir erkeği.
Bak Arabistan’dan Gürcistan’a kadar
Kürtlüktür olmuş kaleler gibi.
Bu Rumlarla Acemler onlarla hisar olmuş,
Kürtlerin hepsi dört kenarda yer tutmuş.
Her iki taraf, Kürt kabilelerini,
İmha oklarına hedef yapmışlar
Bu durumdan kurtuluşun; Kürtlerin birliği, örgütlülüğü ile olacağını belirten Ehmedê Xanî, ‘Mem û Zîn’ adlı eserinde, bu özlemini açıkça ifade etmiştir. Eserinde Mem ve Zîn’in aşkı etrafında çağının yaşantısını, o zamanın sosyal, kültürel ve idari durumunu da güçlü bir maharetle tasvir edip gözler önüne sermiştir. Xanî, o dönemde yöneticilere, devletin siyasi ve idari çarkına hakim olan anlayışı, usta bir üslupla anlatmış; bu geri, zalim, çarpık ve küflü anlayışı yerden yere vurmuş; yöneticilerin davranış ve anlayışını, özellikle onların kötü niyetli, kinci, çıkarcı ve dalkavuk kimselerin sözüyle oturup kalkmalarını ortaya koyarak kötülemiş, bu çürük ve haksız düzene karşı adeta isyan etmiştir.
Onun özlemi 1847 yılında Bedirxan Bey’in başkaldırısıyla ete kemiğe bürünmüş ama istenilen sonuç bir türlü elde edilememişti.
1847′de Botan Emiri Bedirxan Bey, hazırlıklarını tamamlamış bir şekilde kapsamlı bir ulusal başkaldırıya öncülük eder. Hakkari ahalisi, Nurullah Bey’in öncülüğünde bu başkaldırıda yer alır. Ancak Osmanlı Paşalarının hilelerine kanan Bedirxan Bey’in yeğeni Yezdanşer, ona ihanet eder. Ve böylelikle bu büyük başkaldırı, yenilgiyle sonuçlanır. Dolayısıyla ayaklanmaya katılan Hakkari Beyi teslim alındıktan sonra, götürüldüğü Girit adasında acımasızca öldürülür(1849).
Osmanlı Devleti tarafından Bedirxan Bey ayaklanmasının bastırılmasıyla Beylikler ortadan kaldırılınca, Kürt ulusal kurtuluş hareketi başsız kaldı. Bedirxan Bey’in Kürdistan’da oluşturduğu sükunet, O’nun devreden çıkmasıyla yerini kargaşa ve anarşiye bırakmıştı. Beylerin yerine bu boşluğu toplum içindeki itibarları ve bağlılarının çokluğu ile Şeyhler doldurdu. Bu liderler bu tarihten sonra gelişen Kürt hareketlerine uzun bir dönem önderlik edeceklerdi. Onlardan birisi de Hakkari bölgesinden Şemdinanlı Şeyh Ubeydullah’tı.
Şeyh Ubeydullah mütevazi, kanaatkar, son derece dindar, halkının sorunlarıyla ilgilenen ve bu konudaki duyarlılığı üst düzeyde olan bir insandır. Batılı misyonerler ondan aşırı ulusçu ve aşırı dinci olarak bahsederler. Şeyh, batılı misyonerlerden birine şunu söylemiştir: “İran tabiiyetinde olsun, Türk tabiiyetinde olsun; Kürdistan’ ın beyleri, prensleri ve halkı, işlerin bu şekilde iki hükümetle yürüyemeyeceğini düşünüyor ve bu durumu kavrayamayan Avrupa hükümetlerinin bir araştırma yapmak üzere harekete geçmeleri gerektiğini düşünüyor…Kürt halkı, ayrı bir halktır…İstiyoruz ki, işlerimiz elimizin altında olsun.”
Ulusal sorunlara duyarlılığıyla öne çıkan Şeyh, 1880′de başlatmış olduğu ayaklanmada, başta büyük başarılar elde eder. İngiltere, Fransa ve Amerika’nın devreye girerek, işbirliği yapan İran’a ve Osmanlı’ya yardım etmesi; Şeyh’in güçlerinin çoğunun disiplinsiz bir yapıda olması ve ele geçirilen yerleri talan etmeye başlayıp, birliklerinden ayrılmaları sebebiyle elde edilen başarılar korunamaz. Böylelikle bu büyük ve önemli kıyam da yenilgiyle sonuçlanır. Ayaklanma sonrasında bir zaman İstanbul’da tutulan Şeyh, serbest bırakılıp Şemdinli’ye dönünce ve yeni bir ayaklanmaya girişince, yakalanarak Mekke’ye sürgün edilir. Şeyh, vatanından uzak bir şekilde hayata gözlerini yumar.
Sözünü ettiğimiz gelişmelerden hareketle şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; Hakkari’nin Kürt tarihindeki yeri büyük bir önem arz etmektedir. Buradan çıkan büyük insanlar uzun bir dönem Kürt halkına önderlik etmişlerdir.
Cumhuriyet tarihinde ilk başlarda il kategorisine bile alınmayan Hakkari, 1926′da il olur. Sonra 1932′de lağvedilir ve Van iline bağlanır. 1936′da bu karar değiştirilir ve Hakkari yine il olur.
Başta Hakkari Merkez’in olmak üzere, hem şu anda Hakkari’ye bağlı olan ilçeler hem de Hakkari’ye bağlı olmayan ilçelerin Cumhuriyetin ilanı sonrasında isimleri değiştirilmiştir.
İlçeler
Hakkari, günümüzde Şemdinan (Şemdinli), Gever (Yüksekova) ve Çal (Çukurca) ilçelerini kapsamaktadır.
Hakkari’de Yetişen Büyük Şahsiyetler:
Şêx Ehmedê Xanî, Melayê Batê, Şêx Ubeydullah Nehri, Seyyid Abdulkadir, Seyyid Taha, Şeyh Muhammed Selim Efendi, Seyyid Salih, Abdullah’ı Şemdini, Selhaddin-i Eyyubi nezdinde büyük nüfuz ve itibar sahibi olan İslam hukukçusu Ebu Musa bin Muhammed gibi şahsiyetler Hakkari asıllıdırlar.
Hakkari’deki Tarihi Eserler
Taş Köprü
Şemdinli ilçe merkezine 12 km, Nehri köyüne 4 km mesafede Şemdinli deresi üzerinde kurulmuştur. Yüksek dağların arasında derin bir vadide yer alan köprü, kuzey güney istikametinde tek açıklık halinde her iki ayağı kayalıklara oturmaktadır. Köprü yüksekliği 10.80 m, uzunluğu 21.20 m, genişliği ise 2.90 m ölçülerini ihtiva etmekte olup; tek gözlü, yolu eğimli köprüler gurubuna girmektedir. Kitabesi bulunmayan köprünün, 19. yüzyıl sonlarında yapıldığı sanılmaktadır.
Çay Kalesi
Şehrin güney tarafında 7-8 km. uzaklıkta bulunmaktadır. Kale, sarp ve kayalık bir tepe üzerinde yer almaktadır. Kaleye hem kuzey hem de güney tarafından tırmanılabilir. Günümüzde, kuzey kenarında yarıya kadar araba için yol açılmış olup, geri kalan kısmı tırmanma yoludur.
Çolemerg Kalesi
Hakkari merkezinde kuzey güney yönünde uzanır; yüksekliği 100-200m dir. Bir tepe üzerinde kurulmuştur. Kaleden günümüze hiç bir kalıntıya rastlanmamıştır. Bu nedenle mimarisi hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Ancak gerek Evliya Çelebi ve gerekse de diğer tarihi kaynaklarda, Hakkari kalesinden bahsedilir.
Zeynel Bey Medresesi
Medrese, Hakkari merkezde bahçeler içinde bir dere kenarında yer almaktadır. Bu gün büyük ölçüde yıkılmış olan medrese, Hakkari Beylerinden Zeynel Bey tarafından yaptırılmıştır. Zeynel Bey 1560-1578 yılları arsında Hakkari Beyliğinde kalmıştır.
Meydan Medresesi
Hakkari merkezde bulunmaktadır. 1984 yılında onarımı yapıldı. Medresenin giriş kapısındaki kitabenin üzerinden, H.1112./M.1700-1701 tarihinde yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Kitabede kim tarafından yapıldığı belirtilmemesiyle beraber, Hakkari hükümetinin yöneticisi olan İzzetin oğlu İbrahim Bey tarafından yapılmış olduğu sanılıyor. Medrese, 23.40mx18.25m dış ölçülere sahip, kareye yakın dikdörtgendir. Avlulu, iki katlı ve iki kanatlı medreseler grubuna girmektedir. Yapıya, güney cephesinin güneyinden girilmektedir.
Kırmızı Kümbet Zaviyesi
Hakkari merkezde olan yapı günümüzde oldukça harap ve yıkılmış vaziyettedir. Kalan duvar kalıntılarından planını belirtmek mümkün olmamıştır.
Halil Kilisesi
Hakkari’ye 10 Km mesafede ana yol kenarındaki Halil mevkiinde bulunmaktadır. Nasturiler’e ait olan yapının üzerinde kitabe ve süsleme mevcut olmadığından, hangi tarihte kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir.
Derav Kilisesi
Zap vadisinde olan yapı, Derav mevkiinde bulunmaktadır. Zap suyunun karşı tarafındaki sırtta eğimli bir arazide kurulmuştur. Nasturilere ait olduğu kabul edilen yapının üzerinde kitabe veya süsleme olmadığından, yapının tarihi ve dönemi bilinmemektedir. Yapının tamamı, moloz taşlar ve kayalardan yapılmıştır. Dıştan üzeri toprakla örtülüdür; yer yer duvarları yıkılmıştır. Buna rağmen sağlam bir yapıdır.
Kelat Sarayı
Şemdinli’ye 17 km uzaklıktaki eski ilçe merkezi, Nehri’nin güney batısında dere kenarında kurulmuştur. Saray büyük ölçüde yıkılmış olup halen ayakta kalan iki kemer ve bir duvar bulunmaktadır. Rivayetlere göre saray Seyyid Ahmet Sıddık tarafından yaptırılmıştır. Seyyid Taha-i Hakkari’nin torunlarından olan Seyyid M. Sıddık, Seyyid Ubeydullah’ın oğlu olup, 1878-1903 yılları arasında yönetimde etkili olmuştur.
Hakkari Coğrafyası
Dünyaca Ünlü Ters Lale
Yeryüzünde sadece Hakkari’nin Cilo Dağları’nda yetişen “Ters Lale”, dünyanın en nadide çiçeklerinden biridir. Geçmişte Hakkari Bölgesi’nde yaşayan Asuri’lerin her sabah göbeğinden su yaydığı için ‘Ağlayan lale’ adını verdiği ve bu yüzden kutsal saydığı “Ters Lale”, günümüzde de çok değerli. Boyu 75 santimetreyi bulan, her dalında 6 lalenin ters büyüdüğü doğa harikası çiçek, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’nca koruma altına alınmıştır. Kurul kararına göre lalenin il ve yurtdışına çıkarılması da yasak.
Dağlar
Cilo dağı(reşko), sümbül dağı, dilezi, kelemeri, Oramar, koran, şerrazi, vadinasur, mor dağ, supa durek dağı, gelyano tepesi, termal dağı, sat dağı, somur dağı, karaca dağı, gevoroki dağı, yekboy dağı, beyaz dağ, kisiro dağı, mere dağı, altın dağları, türemiş dağı, konaklı dağı ve benzeri bir çok dağ vardir. Bu dağlarda bitki ve hayvan flora ve faunası çok zengin olmakla beraber dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan türleri barındırmaktadır.
Hakkari Platolar ve Yaylalar
Nürdüz Platolasu
Van’nın Çatak yöresinde başlayan plato Hakkari İl merkezinin kuzeyindeki Karadağ’a dek uzanır.Güneybatıda , Beytüşşebap yöresindeki Feraşin platosuyla birleşir.Nürdüz Platosunun , en alçak yeri 2.100m en yüksek yeri 2.750m dolayındadır.
Feraşin Platolasu
Botan Suyu ile Habur Suyu’nun su bölümü çizgisini oluşturan dağların güneye bakan bölümünde yer alan Feraşin Platosu çayır ve otlaklar bakımından Nürdüz Platosu kadar zengin değildir. Beytüşşebap’a doğru eğilim olan platonun yüksekliği 2.000m’nin üstündedir.
Mendin platosu ve barçelan yaylasıda bulunmaktadır.
Vadiler ve Ovalar
Nehil vadisi, Gever ovası, Avarobaşin vadisi, Şemdinli vadisi, Hacıbey vadisi..
Hayvan Türleri
İl yaban hayvanları bakımından son derece zengindir. Ancak, son yıllarda yapılan düzensiz avlanmalar sonucu, Hakkâri’deki kimi hayvan türlerinin sayısı azalmıştır. İlde en çok rastlanan hayvanlar; dağ keçisi, dağ koyunu, ayı, kurt, vaşak, porsuk, sansar, tilki, tavşan, keklik, ördek, kaz, turaç, toy, angut, turna ve bıldırcındır.Bunların kuş türleri genellikle Yüksekova İlçesi’nde, dağ keçisi Merkez İlçe ve Çukurca İlçesi çevresinde, dağ koyunu ve Karadağ yöresinde, ayı ise Şemdinli ve Çukurca’da görülmektedir.
El sanatları
Hakkari yöresi zengin ve renkli bir folklora sahiptir Bu zenginliğin en can alıcı,en gözde ve en önemli kaynağı el sanatlarıdır.El sanatları doğal yaşamın vazgeçilmez bir parçası,yaşama tarzının en canlı unsurlarıdır.Doğanın renkli mozaiğini,halıda,kilimde,çantada ve çorapta nakış nakış görmek mümkündür.Koyunlardan elde edilen yün ve yapağılar yöre genç kız ve kadınlarının maharetli ellerinde,kilime,çantaya,çoraba,parzuna ve diğer nadide el sanatlarına dönüşür.Hünerle üretilen,yaşatılan eserlerin tümünde dokuyucusunun zeka seviyesi,ruh incelikleri,yaşam tarzı ve anlayışı,dünya görüşü,geleneği,göreneği,sevinçleri,
Hüzünleri ve daha nice duyguları ilmek ilmek işlenir. Bunlar kimi zamanda bir çizgide kimi zaman da bir motifte gizlenmektedir.
Yöresel giyim
Kadın kıyafeti:yörede giyimin çeşitlilik gösterdiğini bunun da özgür olma düşüncesi ile bütünleştiğini görürüz. Bol ölçülerde olan klasik giyimdeki renklerin doğa ile bütünleştiği anlaşılan kadın giyimlerinde su ve gök mavisi renkler, kar beyazı ve çiçek hakimdir.
Bütün Kürt toplumlarında gördüğümüz başa giyilen “kofi” burada da önemli öğedir. Kofinin etrafına oyalı ve boncuklarla süslü Puşu(serpuş) ve Merhame adı verilen baş örtüler bağlanır. Kras adı verilen iç gömleği onun üzerine “dêre” sırta giyilen “kurtık” denen yelek kadın giyiminin ana unsurlarıdır. Dêre (fistan) ucu katlanarak bele bağlanır kemerle arkadan tutturulur. Ayaklara ise el örmesi çorap ve “harika” adı verilen ayakkabı giyilir.
Erkek kıyafeti: Şal-şapık kıyafetinin ana unsurudur. Bol paçalı şalın üstüne düğmesiz ve kol alttan şapık giyilir. İçine yakasız gömlek giyilmiş olup kolları beyaz uzantıları olan bir parça ile zenginleştirilmiştir. Buna “salte” veya “hiçik” denir. Şapıkın üzerine işlemeli yelekler giyilir.
Hakkari mutfağı
Hakkari, dağlara yaslanmış bir kent olduğundan dağda yetişen her şey, yöre insanının besin kaynaklarını oluşturur. Örneğin o yıl ot gürse hayvanlar semizdir. Hayvanlar semiz ve doğurgansa, o yıl besin boldur. Bu temel ilke üzerine kurulu yöre mutfağı etten vazgeçmez. Hayvansal ürünler en ince noktasına kadar değerlendirilir.
Sabah kahvaltısı otlu peynirsiz düşünülmez. Bunun yanında “jaji” dedikleri yabani sarmısak, taze soğan, yoğurt ve tereyağı bileşiminden yapılan çökelek kahvaltının ana malzemesini oluşturur. Ayrıca “ağavk” dedikleri, tereyağının içinde kavrulmuş un ve şekerle yapılan bir yemek de hemen her kahvaltıda yer alır. “Lalepet” de sofralarda sık sık tüketilir. Yağda kavrulan unun üzerine yumurta kırılmasıyla elde edilen bu yemek, tarlada ve yaylada çalışanları hem tok tutar, hem de çok besleyicidir.
Öğle yemekleri genellikle kahvaltı benzeri yiyeceklerle geçiştirilir. Akşam yemeklerinde mutlaka pilav yer alır. Son derece zengin çeşide sahip olan ve pirinçten yapılan bu pilavlar genellikle etlidir ve içinde yöresel otlar yer alır. Şalgam ve şekerpancarı da pilavla birlikte pişirilen diğer sebzelerdir. Mısır ve “dahn” dedikleri buğdayla da çeşitli pilavlar yapılır. Bu pilavlarda et yerine kelle ve paça kullanılır.Hakkari’nin en meşhur yemekleri arasında “qiris”, “duğeba”, “kiftik”, “gulol”, “keledoş” sayılabilir. Bunlar yoğurt, et ve kıyma içeren, kimisinin içine kuru üzüm ve ceviz içinin de yer aldığı yemeklerdir.
Örneğin düğün ve mevlütlerde mutlaka “Qiris” yemeği pişirilir. Qiris, köfte, kuru üzüm, ceviz içi, pirinç, sumak ve kemikli etten yapılan bir yemektir ve kalabalık zamanlarda büyük kazanlarda pişirilir.
Baklava, sütlaçla birlikte en çok tüketilen tatlıdır. Ayrıca kaynatıldıktan sonra kirece yatırılıp üzerine şerbet dökülerek hazırlanan kabak tatlısı da sık sık sofralara gelir.
Hakkari mutfağının en karakteristik özelliği, ekşi tatların ağırlık taşımasıdır. Onun için sumak çok tüketilir ve sanıldığının aksine acı hemen hemen hiç kullanılmaz.
Güney Doğu ve illeri ahmedé xani Qiris kiftik

.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)

