Kürt Kültürü ve Sanatı | Doğu Anadolu ve illeri

Kürt Kültürü ve Sanatı

Kürtçe Mp3 & Kürtçe Müzik & Kürtçe isimler & Kürtler Hakkında Herşey.



muş(memleketim)

İlimiz Doğu Anadolu Bölgesindedir. 39 29� ve 38 29� kuzey enlemleriyle 41 06� ve 41 47� doğu boylamlarının arasındadır. Yüzölçümü 8196 km2dır. Türkiye yüzölçümünün yüzde 1,1�ini kaplar.

Muş, doğudan Ağrının Patnos ve Tutak, Bitlis�in Ahlat ve Adilcevaz, kuzeyden Erzurum�un Karayazı, Hınıs, Tekman, Karaçoban, batıdan Bingölün Karlıova ve Solhan, güneyden ise Diyarbakır�ın Kulp, Siirt�in Sason ve Bitlis�in Güroymak ve Mutki ilçeleri ile çevrilidir.

Muş Güney Doğu Toros Dağlarının uzantısı olan Haçreş dağlarının önemli zirvelerinden Kurtik Dağının kuzeye bakan yamaçlarında, Çar ve Karni derelerinin aktıkları vadiler arasında kuruludur.

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ

Muş yüksek ve dağlı bir yörededir. İl alanının yüzde 34,9�nü kaplayan dağlar, Güney Doğu Torosların uzantılarıdır.

Bu dağlar, Alp-Himalaya kıvrım sistemiyle birlikte oluşmuş genç dağlardır. Rakım, genellikle 1250 metrenin üzerindedir.

Genç ve verimli alüvyonlarla örtülü ovalar, il yüzölçümünün yüzde 27.2�sini kaplar. Murat vadisi il topraklarını doğu-batı doğrultusunda parçalamıştır. Genellikle 1500-1700 m rakımlı platolar il alanının yüzde 37.9�nu kaplar..

DAĞLAR

Güneydoğu Toros Dağları�nın uzantıları Muş il alanını çevreler. Eskiden gür ormanlarla örtülü olan bu genç dağlar, zamanla çıplaklaşmıştır. Muş ilinin başlıca önemli dağları Akdoğan (Hamurpet), Şerafettin, Bilican, Bingöl, Haçreş (Karaçavuş, Çavuş), Otluk ve Yakupağa dağlarıdır.

Akdoğan (Hamurpet) Dağı: Muş�un kuzeyinde yer alır. Doğrultusu kuzeydoğu-güneybatıdır. Bu doğrultudaki uzunluğu yaklaşık 30 km, genişliği ise kuzey�güney doğrultuda 10 km�dır. En yüksek zirvesinin rakımı 2879 m�dir. Muş�un önemli göllerinden olan Akdoğan (Hamurpet) Gölü bu dağın üzerindedir.

Şerafettin Dağları: Muş il alanının batısını engebelendirir. Büyük bölümü Bingöl ilinde kalan bu dağlar, doğu-batı doğrultulu çok yüksek ve düzenli bir sırt görünümündedir.

Bilican Dağları: Bulanık ve Liz Ovaları arasında yer alır. Doğrultusu kuzeybatı-güneydoğudur. Haçlı (Kazan, Bulanık) Gölünün kuzeybatısında balıksırtı biçiminde uzanan bu dağlar daha sonra düzenli bir biçim alır.

Rakım güneye inildikçe artar. Bilican Dağları, Bulanık ilçesine doğru düzenli biçimde alçalarak uzanır. Burada Laris Tepesini oluşturduktan sonra birden kesilir.

Bilican Dağlarının en yüksek zirvesi 2950 m. Rakımlı, Bilican Tepe (Ziyaret Tepe, Vangesor Tepesi) dir. Diğer önemli zirveleri Avni Kalesi Tepesi (2754 m), Şeyhtokum (2300 m), Karaburun (2500 m) ve Hasan Tepeleridir.

Bingöl Dağları: Muş il alanının kuzey batısında yer alır. Bu dağların büyük bölümü Erzurum ilinde kalır. Doğu-batı doğrultusunda uzanan Bingöl dağları Muş il alanını engebelendirir.

Otluk Dağları: İl alanının ikiye ayırırcasına kuzey batı güneydoğu doğrultusunda uzanır. Rakım genellikle 2000 m dolayındadır. En yüksek zirvesi ise 2155 m yüksekliğindedir.

Haçreş (Karaçavuş, Çavuş) Dağları: Muş ilçe merkezinin güney-batısında kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanır. Muş şehri bu dağların önemli zirvelerinden olan Kurtik Dağı (2645 m)�nın kuzeye bakan yamaçlarında kurulmuştur.

Yakupağa Dağları: Muş il alanının güneydoğusunda uzanır. Doğrultusu doğu-batıdır. Muş-Van illeri arasında tabii bir sınır oluşturacak biçimde uzanan bu dağların önemli bölümü Van�dadır.

PLATOLAR

Platolar il alanının 37,9�nü oluşturur. İl alanının kuzey ve kuzeybatısında yer alan bu platolar Murat vadisinin tavanı ile bu dağların zirveleri arasında sıralanır. Az dalgalı ve kalın bir toprak tabakası ile örtülüdürler. Bol sulu ve otludurlar. Bu nedenle Muş tarımının en gelişmiş dalı hayvancılıktır.
VADİLER VE OVALAR

Muş ilindeki vadiler Murat Irmağı ve kollarınca açılmıştır. Bu vadilerin en önemlisi Murat Vadisidir. Muş il alanının yüzde 27,2�sini ovalar oluşturur. En önemlisi Muş, Bulanık, Malazgirt ve Liz Ovalarıdır.

Murat Vadisi: İl alanının kuzey batısında başlar. Başlangıçta kuzey güney doğrultulu derin bir boğaz biçiminde olan vadi sonra batıya döner. Bulanık ovasına girer. Vadi tavanı Muş ovasında genişler. Ovanın çıkışında yeniden derinleşir. Murat Vadisi Ulukaya Köyünün güneyinde il sınırlarının dışına çıkar.

Muş Ovası: Türkiye�nin en büyük ovalarından biridir. Alanı yaklaşık 1650 km2�dır. Uzunluğu 80 km, genişliği ise 30 km� yi bulur. Basamaklı bir yapı gösterir. Ovanın güneyini Haçreş Dağları çevirir. Kuzeyde ise Şerafettin Dağları ve bu sıranın uzantıları vardır. Muş ovasının doğu ucunda Nemrut Dağı yer alır. Batı ucunda ise dağlık alanlar vardır. Muş ovası 3. Jeolojik zamanın miyosen dönemi ortalarına kadar bir birikinti iken yer kabuğu hareketleri sonucu bir çöküntü alanına dönüşmüştür. Bu alan sonraki jeolojik dönemlerde yeni alüvyonlarla da örtülerek verimli bir alan durumuna gelmiştir.

Bulanık Ovası : İlin doğusundadır. Yüzölçümü 525,2 km2�dır. Bu ova Murat ırmağı boyunca uzanan ince bir şerit görünümündedir. Genişliği ancak birkaç km. olan ovanın uzunluğu yaklaşık 20 km. kadardır. Bulanık ovasında genellikle tahıl ve bol miktarda koyun ve sığır yetiştirilmektedir.

Liz Ovası : Bilican Dağlarının güneyinden başlar Murat Irmağına kadar uzanır. Yüzölçümü 160 km2�dır. Dalgalı bir yapı gösterir. Rakım Murat Irmağına doğru artar. Geniş kesimi mera olan Liz Ovasında tahıl, koyun ve sığır yetiştirilir.

Malazgirt Ovası: Muş il alanının doğusunda yer alır. Yüzölçümü yaklaşık 450 km2�dir. Murat ırmağı ovanının kuzeybatısında geçer. Malazgirt ovası güneyde Süphan Dağı ve uzantıları ile Van Gölünden ayrılır. Yer yer bu dağlardan inen akarsularca yarılmış olan ova geniş bir bozkır görünümündedir.
AKARSULAR

Muş il alanı Fırat Havzası içindedir. İl topraklarını sulayan önemli akarsular Murat ile onun kolu olan Karasu�dur.

Murat Irmağı: Van Gölünün kuzeyindeki Aladağ�dan doğar. Uzunluğu 600 km kadardır. Muş il sınırlarına kuzey doğudan girer. Kuzey-güney doğrultusunda bir süre akan ırmak bu sırada birkaç küçük dereyle ve doğuda da Karakaya Deresiyle birleşir. Debisi 200�300 m3�tür. Debi ırmağın kabardığı zamanlarda 2500 m3 bulur. Suyun azaldığı zamanlarda ise 50�70 m3 kadar düşer. Murat ırmağını besleyen diğer akarsular şunlardır: Badişah, Şehit, Heftreng, Körsuyu, Liz, Köşker dere ve çaylarıdır.

Karasu: Güroymak�dan doğar. Muş il sınırlarına güneyde girer. Uzunluğu 68 km kadardır. Kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda akar. Başlıca kolları Daralı ovadan kaynağını alan 27 km uzunluğundaki Abdulbahar, Kazana Tepesinden doğan 35 km

uzunluğundaki Kelereş ile Çar ve Karni�dir. Muş il sınırları içindeki diğer önemli akarsular şunlardır: Aynı adlı dağdan doğan Çiçekveren Deresi (13 km), Aktuzladan doğan Heronek suyu (24 km), Bilican dağından kaynağını alan Liz Suyu (32 km), Kımsoradan doğan Çılbuhur deresi (27 km) ve Hamurpet Dağından kaynağını alan Memanlı suyudur ( 24 km).
GÖLLER

Muş ili sınırları içinde kalan başlıca göller: Haçlı (Bulanık), Hamurpet (Akdogan), Küçük Hamurpet, Gaz (Kaz) gölleridir.

Haçlı (Bulanık) Gölü: İlin güneydoğusunda Bulanık ilçesinin güneyindedir. Göl adını güneyindeki Haçlı Köyünden almıştır. Göl Bulanık adını ise suyun genellikle bulanık oluşundan almıştır. Bir lav seti gölüdür. Haçlı gölü de kuzeyindeki Kızkopan volkanının yükselmesi ile oluşmuştur. Yüzölçümü 10 km2 kadardır. Gölde derinlik 7 m. aşmaz. Haçlı Gölü güneybatıdan akan Şeyhtokum Deresi ile birkaç kaynaktan beslenir. Gölün su düzeyi bütün yıl boyunca hemen, hemen aynı kalır. Kışın donduğunda göl sathında yürünebilmektedir. Gölde alabalık ve aynalısazan bulunmaktadır.

Büyük Hamurpet Gölü: Varto ilçesinin kuzeybatısında Hamurpet dağlarının batısında yer alır. 2149 Rakımda ve 21 metre derinliğindedir. Yüzölçümü 1088 km2dır. Gölün her tarafı dik kayalarla çevrilidir. Derinliği küçük göle nazaran daha az olduğundan yeşil renktedir. Kaynak ve kar suları ile beslenir. Kış aylarında donar, su seviyesi tüm yıl boyunca pek değişmez. Gölde bol miktarda aynalısazan balığı ile ördek, kaz, turna ve kunduz da bulunmaktadır. Gölün bulunduğu alan volkanik özellikler taşımaktadır. Fazla olan suyu yakınından geçen İskender çayına boşaltır.
Küçük Hamurpet Gölü: Büyük Hamurpet gölünün yaklaşık 300 m kadar güneyinde ve 2173 rakımda küçük dairesel bir yapısı vardır. Gölün alanı 149 km2 dir. 47 metre derinlikte olduğundan mavi bir görünüme sahiptir. Dipten Büyük Hamurpet�e akıntısı bulunmaktadır.

Gaz (Kaz) Gölü: Malazgirt ilçesine bağlı Aktuzla Bucağının yakınlarındaki bu göl Karstik bir göldür. Gölün suyu tuzlu ve acıdır. Derinliği azdır. Kenarları sazlıktır. Bu nedenle ilkbaharda burası göçmen kuşların akınına uğrar. Kaz, ördek, su tavuğu en çok rastlanılan hayvan türleridir.

EKONOMİSİ
Muş İli ekonomik açıdan geri kalmış bir ildir. Ekonomik yapı temelde tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Tarım ve hayvancılık büyük ölçüde geleneksel yöntemlerle yapıldığı için verim düşüktür. Sanayi gelişememiştir.

İlde iktisaden faal nüfusun yüzde 84�ü tarım sektöründe, yüzde 13�ü hizmet sektöründe, yüzde 2�si sanayi sektöründe yüzde 2�si de inşaat sektöründe istihdam edilmektedir. İl genelinde yaygın bir işsizlik mevcuttur. 2003 yılında DPT tarafından yapılan �İllerin Sosyo - Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması�na göre Muş İli sosyo-ekonomik gelişmişlik açısından 81 il içerisinde en sonda yer almıştır.

DİE�nin 2001 yılı verilerine göre Türkiye�de kişi başına düşen GSMS 2.123 Dolar iken Muş �ta 578 Dolar�dır. Muş İli kişi başına düşen milli gelir açısından 81 il içerisinde 80. sırada yer almaktadır.

TARIM

İl ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Ancak tarım yeterince gelişmemiştir. Toplam 819.600 hektar olan il yüzölçümünün 342.198 hektarı tarım arazisidir. Tarım arazisinin 335.049 hektarı tarla arazisi, 7.149 hektarı da bağ-bahçe�dir.

İklim:

Doğu Anadolu Bölgesinde yer alan Muş İlinde iklim karasal olup, kışları soğuk ve kar yağışlı, yazları ise genellikle kısa ve serin geçmektedir. Bu iki mevsimin birbirine geçişi çabuk olduğundan ilkbahar ve sonbahar çok kısa sürer. İlimizde en yüksek sıcaklık Temmuz-Ağustos, En düşük sıcaklık ise Ocak - Şubat aylarında görülür.

On beş yıllık ortalamalar (1988 - 2002) esas alındığında Muş İlinde ortalama sıcaklık 8.4 0C dir. Maksimum sıcaklık 41,6, Minimum sıcaklık ise �33,6 0C dir. Ortalama yağış miktarı 616,5 mm olup, ortalama nispî nem % 60,3 tür.

Toprak Yapısı ve Arazi Varlığı:

Muş İl alanı içerisinde kapsam itibariyle yer alan büyük toprak grupları:
1-Kestane Rengi Topraklar:307.425 Ha.
2-Vertisol Topraklar:98.590 Ha.
3-Kalkersiz Kahverengi Topraklar:97.835 Ha.
4-Aluviyal Topraklar:66.315 Ha.
5-Kalkersiz Kahverengi Orman Toprakları:50.675 Ha.
6-Kolloviyal Topraklar:41.200 Ha.
7-Bazaltik Topraklar:37.780 Ha.
8-Regesol Topraklar:12.800 Ha.
9-Diğerleri:106.931 Ha.
Toplam : 819.551 Ha.

İlin değişik topografyası iklim ve jeolojik yapı farklılıkları ile vejetasyondaki çeşitlilik değişik özelliklere sahip toprakların oluşmasına neden olmuştur. Bu durum bitki besin elementleri konusunda da kendini gösterir.

Toprak Bünyesi: Muş İli tarım topraklarının %4,2 si tın, %48,5 i killi tın, %46,9 u kil ve %0,4 kum bünyesine sahiptir.
Toprak Tuzluluğu: İşlemeli tarım uygulanan topraklar % 100 tuzsuzdur.
Toprakta Kireç (CaCo3):İl topraklarının % 5,1�i az kireçli, % 34,1�i orta kireçli, %17,7� si fazla kireçli ve % 7,1� i çok fazla kireçlidir.
Organik Madde: Tarım topraklarının büyük bir kısmı organik madde yönünden fakir durumdadır. Analiz sonuçları ortalamasına göre topraklarda %5,7 organik madde çok az, %17,1 i az,%43,1 i orta, %30,4 ü iyi ve %3,3 ü ise yüksek düzeydedir.
Fosfor: İl topraklarının %51,1 inde fosfor çok az, %21,8 inde az, %16,1 orta, %7,3 yüksek, %7,3 ünde ise çok yüksek fosfor varlığı tespit edilmiştir.
Potasyum: İl topraklarında % 100 yüksek miktarda potasyum seviyesi yüksektir, genellikle yeterlidir.

İlde toplam342.198 hektar olan tarım arazisinin, 158.215 hektarı sulanabilir arazidir.sulanabilir arazinin sadece 61.334 hektarı halen sulanmaktadır.Sulanan arazinin toplam sulanabilir arazi içindeki oranı % 39�dur

Muş Türkiye’nin 3. büyük ovası olmasına rağmen, ovadan yeterince fayda sağlanamamaktadır. Sert iklim koşulları, Muş Ovası�nın drenaj sorunu, biriken suların taşkın ve erozyon tehdidi oluşturması gibi nedenler, ovada tarımsal faaliyetleri sınırlayan faktörlerin başlıcalarıdır.

Tarla olarak kullanılan alanda hububat, şeker pancarı, tütün ve ayçiçeği ekimi başta gelmektedir. İldeki temel bitkisel ürün ise buğdaydır.

HAYVANCILIK

Muş’ta hayvancılık, tarım kesiminin en önemli alt sektörü olup, tümüyle meraya dayalı olarak yapılmaktadır. İlde 1.479.707 küçükbaş, 245.487 büyükbaş hayvan bulunmaktadır.

Büyükbaş hayvanların % 77�i yerli ırk, % 18�si melez, % 5�i de kültür ırkından oluşmaktadır.
Küçükbaş hayvan varlığının % 86� sını koyun % 14�ünü de keçi oluşturmaktadır.
2001 yılı verilerine göre, Muş�taki küçükbaş hayvan varlığı Türkiye�deki küçükbaş hayvanların % 4.2�sini, büyükbaş hayvanların da % 2�sini oluşturmaktadır.

İlimizde büyükbaş hayvanların büyük bölümü yerli ırk olduğundan, birim başına et ve süt verim düşüktür. Hayvancılıktan daha fazla verim ve gelir elde edilebilmesi için, hayvan varlığı içinde verimi yüksek olan kültür ırkı hayvan sayısının artırılması önem taşımaktadır.

ORMAN

Muş, orman varlığı bakımında Türkiye ortalamasının gerisindedir. Türkiye�de ormanlık alan 20.703.000 hektar, Muş�ta 57.147 hektardır. Buna göre; Türkiye yüzölçümünün % 26�sı, Muş�un ise % 7�si ormanlık alandır. İldeki ormanlar genellikle meşe ağaç türlerinden oluşmakta yer yer de gürgen ve akçaağaç gibi türler karışık olarak bulunmaktadır.

SANAYİ

Muş ili, sanayileşme açısından geri durumdadır. Sanayinin gelişememesinin temel nedenleri; sermaye birikiminin yetersizliği, iklim koşullarının olumsuzluğu ve hammaddenin çok kısıtlı oluşudur.
İl genelinde halen 58 anonim şirket, 553 limited şirket, 23 kollektif şirket faaliyette bulunmaktadır.
İlimizin en büyük sanayi tesisi olan Muş Şeker Fabrikası, 1982 yılından beri faaliyettedir. Fabrikanın kapasitesi 3.352 ton/gün�dür. Fabrika, kampanya döneminde tam kapasite ile çalışmakta ve il ekonomisine önemli katkı sağlamaktadır.

İlde sanayinin gelişmesine önemli katkı sağlayacak olan, Muş Organize Sanayi Bölgesinin yapımına 2002 yılında başlanmıştır. 90 hektarlık alanda 56 fabrika kapasiteli olarak planlanan Organize Sanayi Bölgesinin fiziki gerçekleşmesi % 80 seviyesindedir.

Merkez İlçede 1995 den beri 100 işyeri kapasiteli bir küçük sanayi sitesi hizmet vermektedir. Merkezde biri 70, diğeri 43 işyeri kapasiteli, Bulanık İlçesinde 66 işyeri kapasiteli, Malazgirt İlçesinde ise 82 işyeri kapasiteli küçük sanayi sitesinin üstyapı çalışması (işyerleri) tamamlanmıştır. Malazgirt Küçük Sanayi Sitesinin altyapı çalışmaları tamamlanmış olup, Bulanık Küçük Sanayi Sitesinin altyapı çalışmaları devam etmektedir.

TİCARET

Muş�ta ticari hayat, genel olarak İl Merkezinde canlılığını korumaktadır. Ticari faaliyet kolları içinde; gıda, giyim, inşaat malzemeleri, dayanıklı tüketim malları, tarımsal ürünler, canlı hayvan ve hayvansal ürünlerin alım ve satımı başta gelmektedir.
İlde üretilip il dışına satılan bitkisel ürünlerden nohut ve fasulye ilk sırada yer almaktadır. Hayvancılık alanında ise canlı hayvan ticareti il ekonomisine önemli katkı sağlamaktadır.

ÇALIŞMA HAYATI VE SOSYAL GÜVENLİK

İş Kurumu :

İlde genellikle tarım ve hayvancılığa dayalı iş hayatının sonucu olarak, tarım mevsimi dışında, vasıfsız işçilikten başka bir çalışma biçimi bulunmamaktadır. Uzun süren kış mevsiminde işsizlik artmaktadır.

Bağ-Kur :

İlimiz genelinde 9.947 Bağ-Kur aktif sigortalısı mevcuttur. 1.104 kişi yaşlılık aylığı, 38 kişi malül aylığı, 737 kişi de ölüm aylığı almaktadır. Sigortalı ve yakınlarına toplam 18.340 adet sağlık karnesi verilmiştir. 2926 sayılı kanun kapsamında tarım sigortalısı sayısı ise 5.294�tür.

Sosyal Sigorta :

2004 Aralık sonu itibariyle kayıtlı kamu işveren sayısı 137, özel iş yeri sayısı ise 524�tür.Kayıtlı kamu sigortalı sayısı 5.138, özel iş yeri sigortalı sayısı ise 2.683�tür. Sigorta kapsamında sağlık yardımından yararlananların sayısı ise 5.213�tür.
Muş�un ilkçağ tarihi gibi kültür tarihi de Urartularla başlar. Muş kültür tarihinin Urartulardan önceki devirleri gün ışığına çıkarılmamıştır. Urartuların tarih sahnesinden silinişinden sonra, Muş�un da dâhil olduğu Doğu Anadolu�nun yüksek platolarında yaşayan mahalli halklar orijinal bir kültür oluşturmamıştır. Doğunun Pers Kültürü tesiri altında kalmıştır. Hıristiyanlığın yayılışı bölgenin kültüründe köklü bir değişiklik yaratmıştır. Türklerin hâkimiyetinden sonra Türk-İslam kültürü yayılmaya başlamış ve zaman içinde tek kültür durumuna gelmiştir.

TURİZM VE KÜLTÜRÜ

Malazgirt Savaşı Anadolu�nun Türkleşmesine yol açarak kültür tarihinde yeni bir sayfa açmıştır. Muş ve çevresi Malazgirt�ten günümüze yaklaşık 1000 yıldır Türk-İslam kültürü etkisinde yaşamaktadır. Muş�un zengin kültür mirasının, özellikle Türk-İslam devirlerine ait önemli bir bölümü ayaktadır ve bu miras, Muş�un köklü tarihinin sembolüdür. Ören yerleri camiler, türbeler, kaleler, hamamlar, köprüler ve çeşmeler bu mirasın mimari örneklerini oluştururlar. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan zengin buluntular ise Ankara Anadolu Medeniyetleri, Erzurum, Van ve Diyarbakır müzelerinde sergilenmektedir.

GELENEKLER

Muş ve çevresinin sosyal hayatında geleneksel yapı hâkimiyeti sürmektedir. Tarihe bakıldığında Türk Devlet geleneğinin en köklü ve en belirgin yapısı olan aşiret unsuru özelliğini halen korumaktadır. Zira Türk devletleri Tarihinde, aileler birleşip obaları; obalar birleşip aşiretleri; aşiretler birleşip oymakları; oymaklar birleşip beylikleri; beylikler birleşip devletler oluşturuyorlardı. Bu noktadan hareketle töreler inançla birleşip önemli bir konuma gelmiş özellikle köylerimizde bu hayat biçimi sosyal yapıyı güçlendiren bir faktör olarak karşımıza çıkar.

DOĞUM TÖRENLERİ

Muşlular esasen kalıplaşmış ve eskiden beri devam ede gelen birçok merasimleriyle kendi gelenek ve göreneklerini devam ettirmektedirler. Doğum törenleri de modern tıbbın hayatımıza girmesiyle unutulmaya yüz tutmuştur.

Doğuma Hazırlık: Doğumun olacağı ev büyük bir temizlik yapılarak hazırlanılır. Güzel kokularla evin havası değiştirilir. Anne adayı yıkanır ve yeni elbiseler giydirilir. Göbek annesi (Çocuğun göbeğini kesen) denilen çok çocuklu anneler ve tecrübeli nineler davet edilir. Komşuların hazırlamış olduğu çörek ve yemekler, gelen misafirlere ikram edilir. Doğum zamanı yaklaştığında evin yeme içme ihtiyaçları genellikle komşular tarafından karşılanır. Sofra hazırlanarak anne adayının evine getirilir. Bu durum doğum gerçekleştikten sonra yedi gün boyunca devam eder. Doğum müddetinden kırk gün sonra ya da kırkı çıktıktan sonra baba, yeni doğan bebekle birlikte eşini kayınpederine götürür. Belli bir süre geçtikten sonra ya kendisi ya da kayınpeder tarafından eşi ve çocuğu geri getirilir.

DOĞUM SONRASI TÖRENLER

Ad Verme: Çocuğun doğumunu müteakip 3�7 gün içerisinde özellikle baba (damat) tarafının büyükleri ve anne (gelin) tarafının büyükleri, bebeğe isim verilmesi için davet edilirler. Büyüklere danışılmadan ve onay alınmadan büyüklerden herhangi birinin adının bebeğe verilmesi hoş karşılanmaz.

Bebeğe isim verilirken, kundaklı bebek kucağa alınır. Sağ kulağa ezan, sol kulağa tekbir okunarak bebeğin ağzına kızılcık ya da içinde şeker eritilerek hazırlanan sudan verilir. Bu merasimin sonunda çocuğa ismi verilir. Doğan her çocuk için maddi durumları iyi olan ailelerce �Akika� denilen kurbanlar, fakir ailelere dağıtılmak amacıyla kesilir. Ayrıca yakın komşular yemeğe çağrılır.

Beşik: Bebek dünyaya geldikten 40 gün sonra anne ayağa kalkarak evin dışına çıkar. Loğusa annenin, anası kız kardeşi babasını evlerine gönderme amacı ile bu merasim düzenlenir. Kırkıncı günde eve yakın komşular ve akrabalar davet edilir. Her davetli yanında çocuk için giyim, beşik aksesuarları çeşitli hediyeler getirirler. Bu hediyeler arasında nazar boncuğu mutlaka bulunur. Getirilen bu hediyeler, önceden hazırlanmış beşiğe ya da yastığa iliştirilir ve hayır duada bulunulur…

Misafirlerin gitmesinden sonra yaşlı ve saygın bir bayan tarafından (genelde loğusa annenin kayınvalidesidir) bir leğende �Kırk Suyu� hazırlanır. Çocuğun saçını kesmekle görevli kişice çocuğun saçı kesilir ve çocuk yıkanmaya alınır. Tas veya büyükçe bir tahta kaşıkla su, �Kırk Suyu�ndan dua ve niyazlarla alınıp çocuğun başına dökülür ve annesinin ziynet eşyalarının batırılmış olduğu ılık suda yıkanır. Daha sonra yıkama işini yapan hanım tarafından bir defa sallanır ve kurulanıp pudralanarak giydirilir ve kundaklanır.

Bebeğin tıraşındaki saçı toplanarak tartılır. Bu saçın ağırlığınca altın, gümüş ya da para, tıraşı yapana verilir. Zengin aileler de adak kurbanı keserek etini yedi yoksul aileye dağıtırlar. Bebeğin saçı ise yeni bir beze sarılıp saklanır.

Sünnet Merasimi: Eğer bebek erkek ise, masraflarını üzerine alan bir yakının kirveliği eşliğinde sünnet ettirilir. Sünnet zamanı bebek ya bir haftalık iken ya da yedi yaşına kadar bekletilebilir. Kirve olanın bütün ailesi de sünnet olan çocuğun ailesinin kirvesi sayılır ve yeni bir yakınlığın doğmasına sebebiyet verir. Bu gelenek karşımıza çok eskilerde yaşanan �Putlaç� geleneğinin uzantısı olarak çıkar. (Putlaç, kirvelik geleneğinde kirvenin ailesi ile çocuğun ailesi arasında, - İslam�dan gelen bir hüküm olmamasına rağmen- kız alıp vermeme ve kirveliğin akrabalık derecesine vardırılmasıdır.)

Diş Hediği: İlimizde çocuğun ileride hangi mesleği seçeceğini belirlemek amacıyla veya gurbette bulunan çocuğun hal ve durumunun nasıl ya da ne şekilde olduğunu anlamak için uygulanan bir takım pratik ve yorumlara dayalı fal şeklidir.

Çocuk ilk dişini çıkardığında yakın akrabalarının katılımıyla �Diş Hediği� adı verilen küçük bir merasim de çocuğun önüne her birisini ayrı mesleği temsil eden bıçak, kalem, kitap, bilezik, ekmek gibi nesneler bırakılır. Çocuk bunlardan hangisine uzanır ve alırsa ileride o mesleği seçeceğine inanılır. Eğer çocuğun diş çıkardığının farkına ilk annesi varır ve bir büyüğe sürpriz yaparsa çocuğun dişlerini gören ilk kişinin de çocuğa hediye alması usulden de olsa gerekli hale gelir.

EVLENME GELENEĞİ

İlimizde ataerkil aile düzeni hâkimdir. Bu nedenle geleneksel olan görücü usulü ile evlenme Orta Asya�dan gelen bir yaşam biçimi olarak karşımıza çıkar.

Bilindiği üzere Dede Korkut Destanlarından Bamsi Beyrek, evlendirilmek istendiğinde babası, Kanlı Koca�ya evleneceği kızın vasıflarını ve bu vasıflar doğrultusunda evleneceğini, kızı görmeye bu şekilde gidebileceklerini ifade etmiştir. Hatta günümüzde izleri yavaş yavaş silinmeye başlayan Beşik Kertmesi olayının benzerine de Dede Korkut Destanlarından Bamsi Beyrek hikâyesinde rastlıyoruz.

Kız Görme (Bakma): Kız görmeye (bakmaya) erkek tarafının büyükleri karar verir. Aracılara müracaat edilir. Kız tarafına yakın (genellikle akraba) birinin vasıtasıyla ya haber gönderilir ya da beraber görücü gidilir.

Görücü gidenler, kızın ev içerisindeki hal ve hareketlerini, güzelliğini gözlerler. Kızdan, el ve ev işlerindeki becerilerini görmek amacıyla işlediği nakışları göstermesi istenir. Usulen su istenir. Su verirken gelişine, yürüyüşüne; suyu verirken duruşuna dikkat edilir. Kız da bu konularda dikkatli ve eğitimlidir. Suyu ikram ederken elini göğsüne koyar ve saygıyla hafifçe tebessüm eder. Bunu bardağı geri alırken de yeniler. Bu hareketler, kızın aile terbiyesi ve inceliği açısından önemli göstergeler olarak kabul edilir. Görücüye gelen misafirler giderken yine gelin adayının ayakkabılarını nasıl önlerine koyduğuna dikkat ederler.

Kız İsteme ve El Öpme: Bu konu iki aile arasında ortaklaşa tespit edilir. Genellikle Perşembe günleri kız istemeye gidilir. Günümüzde hafta sonları da �kız istemeye� dâhil edilmiştir. Erkek tarafı yakın akraba ve komşularının ileri gelenleri ile birlikte erkekli kadınlı yatsı namazından sonra kız evine giderler.

Erkekler ayrı bir odada toplanırlar. Yapılan ikramlar özellikle kabul edilmeyip önce hal hatır sorularak erkek tarafının en yaşlı olanı söze başlar

� Efendim siz bize buraya neden geldiğimizi hiç sormadınız?
( Kızın velisi biraz sıkılgandır. )
� Hoş geldiniz, sefa getirdiniz. Misafire niçin geldiniz diye sormak bizim gelenek ve göreneklerimizde yeri yoktur, ayrıca bunu sormak bize düşmez.
� Eh o halde biz buraya niçin geldiğimizi açıklayalım: Biz buraya Allah�ın emri Peygamberin kavli ile kızınız …….�yi oğlumuz ………�e istemeye geldik. Kulun takdirinden çok Takdir-i Huda önemlidir. Rızayı-i Bariye itaat etmek gerekir. Hz. Peygamberimiz �evlenin� diye buyurmuşlardır. Bu sünnette uymak muteberdir.

İcap etmesi durumunda diğer misafirlerde söze karışırlar. Neticede kızın babası kendi ev halkının ve kızının görüşünü de aldıktan sonra ve uygun görülmüşse şunları söyler: �Misafirler siz hoş geldiniz, sefa geldiniz. Siz böyle uygun görüyorsanız ben de; bir kızdır size kurban ettim. Allah mutlu ve hayırlı etsin� diyerek rızasını bildirir. Bunun üzerine erkek tarafının en genci kız tarafının en büyüğünden başlayarak ellerini öper. Bu törene �el öpme� denir. Bu arada hazırda bekletilen fakat başta kabul edilmeyen ikramlar yeniden talep edilir ve koyu bir sohbet ortamı sağlanmış olunur.

Kadınları bulunduğu odaya da haber salınır. Erkeğin annesi, babası veya bacısı gelin adayına söz yüzüğünü takarlar. Çeşitli ikramlardan sonra erkekler arasında gelin adayı tarafına istenen hediyeler konuşulmaya başlanır. Bu hediyeler genelde at, silah, takı ve başlık parası kararlaştırılır. Bazı yörelerimizde başlık parasına�Süt Hakkı� denir. Bu adetler günümüzde unutulmaya yüz tutmasına rağmen az da olsa bazı köyler de bu adetler halen sürmektedir.

Şerbet İçme: Nişan törenine yörede �şerbet İçme� denilmektedir. Bu tören genellikle Pazar günleri yapılır. Erkek tarafı, eş-dost dolaşarak ya da koçurgan (davet edici) vasıtasıyla tören duyurulur. Şerbet İçme töreni kızın evinde yapılır. Erkek evinden en az iki kadın şerbet ezmek ve dağıtmak üzere sabah erkenden kız evine gider. Erkek evinden getirilen şeker, suda eritilir ve şerbet renklensin diye içine kızılcık şekeri katılır. Şerbet ikramı sırasında biri misafirlere kuru, diğeri ise ıslak havlu tutarlar.

Erkek tarafının davetlileri öğleye kadar törene katılırlar. Misafirler, erkeğin babası ve mahallenin hocası tarafından karşılanır. Şerbet, gümüş kupalarda ikram edilir. Erkeklerin töreni bitince, kadınlarınki başlar. Tören gece yarısına kadar sürer. Kadınlar, önce erkek tarafının evinde toplanırlar. Sonra topluca kız evine giderler. Burada önce eğlence faslı başlar; kadınlar bir ağızdan oyun havaları söyleyip def çalarlar. Bu şenlik vakit ilerledikçe nişan yapılacak yere doğru kayar. Erkek tarafının eşya sandığı odanın ortasına konulur. Sandık açılır, içindekiler teker teker gelen kadınlara gösterilir. Takılar gelin adayına takılır. Buradaki tören böylece sürer gider.

Sabah kız tarafı bir sürahi şerbetle nişan yüzüğünü erkek evine yollar. Damat adayı nişan yüzüğünü parmağına takar ve yüzüğü getiren kadına şerbet ve bahşiş verir. Nişanla düğün arasında geçen her ayda �Pay Töreni� (Gelin Görme) yapılır. Erkek evi, bir tepsi kurabiye, baklava, tatlı, elbise, bilezik, terlik gibi hediyeler gönderir.

Güveyi Giydirme: Düğün genellikle çarşambadan başlar. Davetlilerin öğleyin güveyin evinde toplanmalarıyla �Güvey Tıraşı�na başlanır. Berber tıraşa başlayınca sesi güzel olanlar yanık türküler okurlar. Berber bahşiş almak için �ustura kesmiyor� diye birkaç kez durur. Tatmin edici bahşişini aldıktan sonra tıraşa devam eder. Tıraştan sonra damadı giydirme işlemine başlanır. �Damatlık� elbiseler, güveyin başı üzerinde üç kez dolaştırılarak tek tek giydirilir. Güveye elbiseleri sağdıçlar giydirir.

Güveyin iki sağdıcı olur. Bunlardan biri evli, diğeri ise bekâr olur. Damatlık giydirildikten sonra sağdıçlardan biri damadın sağ koluna girerek gelen davetlilerin önünde saygı gösterisi olarak durulur ve ilk önce aile büyükleri olmak üzere büyük olanlarının elleri öptürülür. Bu törenin ardından topluca yemek yenilir.

Gece Düğünü: Gece düğünü, yatsı namazından sonra başlar. Misafirler hep beraber çalıp eğlenirler. Eğlence aracı genellikle davul�zurnadır. Bu arada damadın sağdıçlarının yerine oturmak isteyen ya da sağdıçların iyi hizmet etmediklerini gören davetlilerden biri, çarşıdan bolca yemiş alarak döner ve sağdıçlara şöyle der: �Bu yemişleri şimdi dağıtacağım. Ya bedelini ödersiniz, ya da biriniz yerinden kalkar, sağdıç ben olurum.� Yemişler dağıtılır. Sağdıçlar da bedelini öderler. Yemişi çarşıdan alıp getiren kişi düğünü terk eder. Eğer sağdıçlar yemişin karşılığını ödememişler ise biri yemişi getirene yerini bırakmak zorunda kalır. Ama yerini bırakma çok büyük bir hakaret olarak kabul edildiğinden, yeri terk etmektense neyse bedel ödenir.

Kına: Gelinin baba evinden ayrılışın ilk işaret kına yakmak törenidir. Gece düğün sürerken kına töreni yapılır. Düğün evindeki davetlilerden kadınlı erkekli bir bölümü kız evine gider. Erkekler ve kadınlar ayrı odalarda eğlenirler. Kadınlar, götürdükleri çerezleri misafirlere dağıttıktan sonra bir tepsi içinde kına getirilir. Tepsinin çevresi mumlar ile donatılarak ortaya konur. Gelinin ellerine ve ayaklarına kına yakılır. Kına yakılırken gelinin annesi tarafından hediye olarak gelinin kınalı eline altın bırakılır. Bu arada yanık türküler, maniler. Okunur.

Bu türkülerin en yaygını evden ayrılan kızın annesine hitaben söylediği �Hıneyi Getir Ane�dır:

Hıneyi getir ane Maydanoz bağladılar Kalede var çeperler
Parmağı batır ane Ciğerim dağladılar Çepere su seperler
Bu gece mısafıram Men şoförü almazdım Uzak yoldan geleni
Al koynan yatır ane Başıma bağladılar Terli terli öperler

Bu türküler okunurken gelin ağlar, erkek tarafı ise güler. Misafirlere de kına dağıtıldıktan sonra eğlenceler sürdürülür. Kınacılar düğün evine yani erkek tarafının evine döner. Bunlardan �yenge� denilen üç bekâr kız gelinin yanında kalır. Uyuyanların eteklerini birbirine dikmek, uykuda iken birbirinin yüzünü boyamak gibi eğlenceler gece boyu yapılır.

Damadın kınası, düğün evinde yapılır. Kına tabağı içindeki mumlar yakılır ve evin genç kızlarınca içeriye getirilir. Biraz eğlenildikten sonra damadın sağ elinin serçe parmağına kına sürülerek bağlanır. Davetliler de parmaklarına kına sürerler. Her iki kına töreninde de çalgıcılara bolca bahşiş verilir. Damadın yakınları gece düğün evinde sabaha kadar eğlenme için kalırlar.

Gelin Götürme: Sabahın erken saatlerinde düğün alayı kız evine gider. Kız evinde kapı genellikle kapalı tutulur. Kapının açılmayacağını, açılabilmesi için taleplerini şöyle dile getirir: �ya tabanca, ya para, … İsterim. Vermezseniz kapıyı açmam�. İstedikleri ya temin edilir ya ad gönlü hoş edilerek kapı açtırılır.

Gelin hazır olunca bir koluna damadın sağdıçlarından biri, diğer koluna ise kızın kardeşlerinden biri girerek gelin yavaş yavaş baba evinden çıkarılır. Gelin bütün ailesi ile helalleşip vedalaşır. Anne ve baba kızlarına, �iyi bir gelin olasın, kaynananın sözünden dışarı çıkmayasın. Yoksa emeğimizi ve sütümüzü helal etmeyiz� derler.

Gelin alayının dönüşü mutlaka farklı yoldan olmalıdır. Alay, yolda bahşiş almak isteyenlerce kurulan barikatlarla sık sık karşılaşır. Düğün alayından önce gelinin aynası, çeyiz sandığı, yatağı ve diğer eşyaları gider. Yol boyunca testi kıranlara, su dökenlere de bahşiş verilir.

Damat sağdıçlardan biri ile dama çıkarak gelini bekler. Gelin attan ya da arabadan inerken başına çerez, bozuk para serpilir. Paralar bereket getirir inancıyla orada bulunanlarca paylaşılır. Yemişler de �ağbat başan, (darısı başına)� denerek gençlere yedirilir. Kapının girişinde gelinin avucuna bal sürülür. Oda bu balı kapının üst eşiğine sürer. Bu adet ile gelinin-kaynana ilişkinin tatlı olacağına inanılır. Bereket getirsin diye su dolu küp hızla yere çarpılarak kırılır. Gelin odasına alındıktan sonra damat ile bir süre baş başa kalır. Damat gelinin duvağını açarak �Yüz Görümü� hediyesini takar ve sağdıçlarca gezmeye götürülür. Komşular gelin görmeye gelirler.

Yatsı namazından sonra damat, sağdıçlarınca odasına götürülür. Damat iki rekât namaz kılar. Damadın ablası kardeşi ile gelinini el ele tutuşturur: �bunu sana teslim ettim. Seni de Allah�a teslim ettim� diye nasihatte bulunur. Güvey ile gelin baş başa bırakılır. Gelin yüz görümlüğünü almadan damatla konuşmaz.

Sabah namazından çıkılınca sağdıçlar gelerek damadı evden alır, hamama götürürler. Gelin ise gerdekten üç gün sonra hamama götürülür. Sağdıçlar hamamdan sonra birer gün arayla yemek verirler. Pazar günü de damat sağdıçları yemeğe çağırır ve hediyeler verilir.

Muş�ta, evlenme çağına gelen kız, kısmetinin bağlı olduğuna inanır. Eğer bu kız, arka arkaya üç çarşamba bir oklava alıp, oklavayı ata biner gibi bacağı arasına alarak minareye çıkar ve şerefeden üç kere �Kırnavır, âdetiz batsın, it babaliler� diye devir yaparsa o kızın kısmeti hemen açılırmış ve istemeye gelirlermiş. Bu gelenekte, genç kızların oklavaya at gibi binmeleri eski Türk din adamı görevi üslenen �Kam veya Saman�ın ayin sırasında kullandıkları sembolik tahta ata benzemektedir ki harekette de göğe doğru bir çıkış olması da dikkat çekicidir. Ayrıca, kısmeti kapalı kızların, kısmetinin açılması için hiç kullanılmamış bir kilidin, kilitlenerek kilidin Cuma namazından ilk çıkan kişiye açtırılması ile kısmetinin açılacağına inanırlar.

Muş ilinde ve çevresindeki aşiretlerde, ölenin ardından acıları dile getiren ağıtlar dökülür. Ağıtçılar ölenin hayatta iken yaptığı iyilikleri terennüm eder. Yas tutma haftalarca sürer. Yas sırasında ölü evi badana edilmez, hamama gidilmez, kına yakılmaz, takı takılmaz bu şekilde yas da olduğu belirtilir. Ölen kardeşin eşini alma veya ölen gelinin kız kardeşi ile evlenme ile öleninin ruhunun rahat edeceğine, huzur bulacağına inanılır

HARAFANE

Kış Muş�ta çok uzun sürer bazen mayıs ayım kadar devam eder. Bundan ötürü İlkbahar gelir gel­mez halk düzlüklere, su boylarına, ağaç altlarına hü­cum ederler. İşte bu gezilere Harafane denir. Ekse­riya tatil gününe tesadüf eden pazar günleri olur. Sabahleyin bütün aile çoluk çocuk hep birlikte akşama kadar yiyecekleri yiyecek eşyalarını, oturmak için minder kilimleri alarak giderler. Bu eğlence ak­şama kadar devam eder. Akşamüzeri mutlaka etli bulgur pilavı yapılır, yeşillikte hep birlikte yenir, akşam üzeri yola dizilerek tekrar evlere dönülür. Bu geziler aile olduğu gibi mahalleden bir kaç kişinin bir araya gelmesiyle de mümkün olur. Kırlarda bol; bol oyunlar oynanır, koşulur eğlenilir.

DİĞER KIŞ EĞLENCELERİ

Kışın evlerde toplanan mahalle halkı kendi aralarında bazı oyunlar oynarlar. Bunlar yüzük oyunu, Ceviz yuvarlama, Hikâye anlatmaları gibi oyunlar yapılır, ancak son zamanlarda bunlar tamamen unutulmuştur. Artık böyle toplantılar yapılmaz olmuştur.

Mahalle çocuk oyunları da aynı şekildedir. Geceleri mahallenin bir düzlüğünde toplanan çocuklar, Saklambaç, Saman saman, Ebe oyunu gibi oyunlar oynarlar. Gündüz ise çeşitli taşla oynanan oyunlar, bilye oyunları, hostanik, birdir bir oyunu, Pabuç çevirme oyunu gibi oyunlar oynanırdı. Ancak bunlar da hemen hemen oynatmamaktadır. Bunların yerine sportif oyunlar geçmiştir. Her mahallenin düzlüğünde top kovalayan çocuklara rastlanılmaktadır.

HALK İNANIŞLARI

Muş Yöresine Ait Bazı İnanışlar:
� İki bayram arasında düğün yapılmaz ve nikâh kıyılmaz.
� Akşamları tırnak kesilmez.
� Aluç meyvesinin bol olduğu yıl kış, uzun ve çetin geçer

Hıdır Nebi � Hıdır İlyas ( Hıdrellez ) : Nisan ayının yirmi ikinci gecesi Hıdır Nebi, Hıdır İlyas�ın geleceğine inanılır. Gece yağan yağmur damlaları temiz kablara alınır. Bu su şifa niyetine içilir Hastalara da verilir.

Vartivar : Temmuz ayının onbeşinci günüdür. Bugün yazın en sıcak günüdür. Köylerde toplanan halk koyun sürüsünün bulunduğu beriye giderler. O gün koyun ile kuzunun birbirinden ayrılır. Koyunlar ayrı bir sürü kuzular da ayrı bir sürü olur. Kuzuların bakıcısına Berivan denir. Yazın sıcağına işaret bir tekerleme şöyledir:

Keçel karganın sözü olsa
Vartivarde kar yağar.

Bölgenin diğer illerinde olduğu gibi Muş�ta da, Ay tutulduğu zaman aynen eski Türk inancında olduğu gibi havaya silahla ateş edilir. Teneke davul çalınıp gürültü çıkarılır. Ay�ın kendisini yutan ejderden kurtarılacağına inanılır. Yine ayın ilk halini gören kişi hemen yanında kimse yoksa gözünü kapatıp dilek tutar. Eğer yanında biri varsa o kişiye bakar ve o kişinin sonraki günlerde uğurlu olacağına inanır ve o günlerin güzel, bereketli geçeceği kanaatine varılır. İslam�dan sonra Ay�ı ilk gören kişinin Peygamberimize salâvat getirme geleneği de eklenmiştir.

Eski Türklerde gökte her insanın bir yıldızı olduğuna inanılırdı. Gökte yıldız kayması olduğu zaman birinin öleceği düşünülürdü. Bu inanış ilimizde halen geçerliliğini korumaktadır.

Ay Tutulması: İslam�dan önceki devirlerde Natüralist inancında olan Türklerde, Güneş ve Ay ile ilgili kötü ruhlar mücadeleye kalkışırlar. Bazen bu kötü ruhlar Ay ve Güneşi yakalayıp karanlık dünyasına sürüklerler.

Yine İslam�dan önceki devirlerden kalan ve şu anda hurafe ve batıl olarak kabul ettiğimiz inançlardan biri de ay tutulduğu zaman Ay�ı ejderin ya da canavarın (Asya Motifidir) yutmaya çalıştığıdır. Ay�ı ejderden kurtarmak için bağırıp çağırma, davul çalma veya değişik şekillerde gürültüler çıkarma Şamanizm�den gelen bir inanıştır. Muş ilinde sıkça rastlanılmaktadır.

Kara Çarşamba: Tunceli - Bingöl - Erzincan çevresinde ve Muş�un dağ köylerinde �Kara Çarşamba� olarak kabul edilen ve mart ayının ilk çarşamba günü erkekler alınlarına �kara bir leke� ya da �is� sürerek ırmak ve derelere girerek bu karaları temizlerler ve bu ara suya karşı dua ve niyazda bulunurlar. Ayrıca yabani gül ağacı veya esnek ağaçların uçları kesilir. Bu uçlar, daire şekli verilmek amacıyla birbirine yaklaştırılır. Hastalıklı olanlar bu daireden geçirilirken �Kurt Kafasının� ağzını bağlayıp, �kurtulmamıza sebep olduğun o günün hürmetine hastamıza şifa ver, bu günün hatırına da sürülerimize dokunma� diye niyazda bulunulur. Günümüzde de ilimizin merkeze yakın köylerinde bile sürülere dadanmaması için �kurtağzını bağlama� geleneği devam etmektedir. Bu gelenek ister istemez bize �Ergenekon Destanında� yaşanan hadiseleri çağrıştırır.

İslam dinin kabulünden sonra bu gelenek değişik şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan biri şudur: Peygamber Efendimize yapılan eziyetlerden kurtuluşunu kutlama maksadıyla halkın bir araya gelmesi, dua ve niyazlarda bulunmasıyla anılır. Bu gün de Şubatın son, Mart ayının ilk haftası arasındaki Çarşamba gününde evlerde çokça sevilen yemekler yapılıp bir kısmı fakirlere dağıtılarak Peygamber Efendimizin �Nefsin için neyi çok istersen başkalarına da ondan iste� Hadis-i Şerifinin gereği yerine getirilir.

Geleneğe göre bu hafta Şubat ayının son Çarşamba�sından başlayıp Mart ayının ilk haftasına kadar devam eder. Bu haftada Peygamberlere Allah tarafından bazı belalar verildiğine inanılır. Hz. Eyyüb�ün bu hafta içinde vücudunun yaralandığına inanılır.

Bu hafta içerisinde evlerde bol, bol tatlılar yapılır. Fakirlere ve komşulara dağıtılır. Bazen birkaç aile bir araya gelerek bu haftayı beraber geçirirler. Burada �Nefsin için istediğini başkası içinde iste� düsturuyla yapılan her yemek ve tatlı dağıtılır.

Son Çarşamba kurtuluş Çarşamba�sıdır. Bu hafta içinde bazı evlerde Kur�an okunur. İlahiler söylenir. Bazen de Mevlit okutulur.

Ziyaret Ağacı: Ağaca bez bağlama geleneği, bütün tarihçilerin ittifakla ortaya koydukları Şaman İnancının direk yansımasıdır. Şöyle ki; Şamanizm�de iyi ruhların tutulan dilek ve temennileri ulaşması gereken yere ulaştırmasına dayanır. İslam�ın kabulünden sonra da yoğun bir şekilde ilimizde görülmektedir.

Sagu (Sadu - Ağıt - Yas): Mezarın etrafında yedi defa dönülerek yapılan bir çeşit yas gösterisidir. Şamanizm de ayinleri yapan din adamlarınca yapılır. Ölüyü kötü ruhlardan uzak tutma amacı taşır. Günümüzde de geleneksel olduğu için özellikle yaşlılar tarafından (unutulmaya yüz tutmuştur) uygulanırlığı vardır. Ancak ölünün arkasından vızıldanarak ve sağa sola sallanarak yapılan Yasa, �Sadu� denilip yas tutan kadınlar arasında yoğun bir şekilde uygulanır.

Kampos (Alkız, Alkarısı) İnancı: Doğum sırasında ve sonrasında gerek ana gerekse çocuk için en büyük tehlike olarak kabul edilir. �Kampos� adıyla isimlendirilen Alkarısı ya da Alkız Zıviztan (Loğusa) ve yeni doğmuş çocuklara musallat olan bu kötü ruh bazen de evde, tarlada, bağda, bahçede tek başına iken uyumakta olan kişilerin üzerine ağırlığı ile çöker. Bu şekilde şahsın korkup çarpılmasına dayalı bir takım hastalıkları verdiğine veya kişiyi boğmak suretiyle öldürüleceğine inanılır. Kampos geceyi ve karanlık âlemi sever. Kampos�un fiziki yapısı ile ilgili olarak birbirini tutmayan tasvirler ve buna bağlı inançlar da mevcuttur. Kampos�un bazen papağı (börk) olan iri-yarı bir insan, bazen kara bir kediye benzediği, bazen de yüzü tarif edilemeyecek şekilde tüylü küçük bir yaratığı andırdığı ifade edilir. Kişiye zarar vermek için gelen bu meçhul yaratığın çıkardığı hırıltıyı henüz uyku haline geçmemiş kişiler duyduğu halde hiçbir harekette bulamaz. Böyle durumlarda kişinin kanının çekildiği, damarlarının kuruduğu söylenir.

Kampos�tan korunmanın yolu, onun korktuğu, iğne gibi demirden imal edilmiş bir eşyayı üzerinde bulundurmaktır.
Yörede Kampos tarafından verildiğine inanılan hastalıkların tedavisi için ocaklara ve muhtelif ziyaret yerlerine gidilir. Türklerde bu tür hastalıklar Kamların aracılığıyla tedavi edilirdi.

Yöremizde Kampos�un (Alkız-Alkarısı) ağıl, samanlık, su kenarları ve ıssız yerleri kendisine mesken tuttuğuna; korktuğu şeylerden olan iğneyle esir alındığında ise çok bereketli kabul edilen eli ile o aileye ölene kadar hizmet ettiğine inanılır.

Dağ, Ata ve Ağaç Kültürü: Eski Türk�lerin ölen büyüklerini kutsallaştırmak için yüksek dağ tepelerine gömdüklerini, ulu dağların tepelerinin de aynı şekilde kutsallaştırıldığı, atalarına ait mezarları bu mekânlarda yapıldığı, gökyüzüne yakın kabul edilişi ve uzaktan mavi renkte görünmelerinden ötürü kutsal mekânlar olarak nitelendirildikleri anlaşılmaktadır. Kaldı ki Altay dağlarında rastlanılan kurganların çoğunun yüksek dağlarda bulunuş sebebinin bu olduğu bilinmektedir.

Bu inanışların Anadolu�da da aynı şekilde yaşandığını görmekteyiz. İslamın etkisiyle eski Şamanist inanışlarındaki ulu dağlar ve üzerindeki Ata Ruhlarının yerini, aynı dileklerin yapıldığı Evliyaların ve Yatırların ruhu almıştır. İşte, ilimizin Varto ilçesinde dağ kültürü ile ata kültürünü andıran �Koçkar Baba� adı verilen ve adına törenler yapılıp dualar okunan bir �Ziyaret Tepesi� mevcuttur.

Koçkar Baba ya da Köşker Baba Ziyaretinde, çevredeki bütün halkı bayramlık elbiselerini giyer, yiyeceklerini hazırlar tepeye çıkarlar. Burada Kurbanlar kesilir, çeşit çeşit yemekler yapılır, gönüllerdeki dileklerin tutması için Evliyanın yattığına inandıkları (Ata ruhu) mezar taşına dualar yapılıp ve öperek dile getirdiklerini, dağdan aşağıya, düzlüğe indiklerinde at koşturup eğlendiklerini ve bu arada davul sesine benzeyen sesler işitildiğini, halkında bunun �Koçkar � Köşker Baba tarafından çalındığına inanılır.

Koçkar ya da Köşker Baba, bazı kaynaklarda 786�da Varto�ya Oğuz Boylarından Akkoyunlu Oymak Başı olarak geldiği ve burayı yurt tuttuğu, vefatı ile birlikte de Bingöl dağlarının üzerinde yüksek bir tepenin üzerine defnedildiğidir.

ÇOCUK OYUNLARI

Muş ve çevresinde çocukların sıkça oynadıkları oyunların başında �Dadduhal�, �Ebe Oyunu�, �Holoç�, �Moza (Cız)�, �Dellur Ağaç� gelir. Bu oyunlarda yine kökü eskilere dayanan oyunlar olup teknolojinin gelişmesi ile birlikte çocuklar tarafından artık oynanmaz ve unutulur olmuştur. Oyunlar yardımlaşma, kaynaşma, birlikte hareket etme, disiplin gibi davranışları kazandırma amacına yöneliktir.

Çelim Çelim Çemçecük: Milletimizin sosyal yaşamında su ve yağmur; hayat ve bereketin kaynağı olarak kabul edilir. Su ve yağmur kutsaldır. Bunun ifadesi de onu bugün de Müslüman Türklerin hayatında �rahmet� sıfatı ile anılmasıdır. Sadece Muş�ta değil ülkemizin her yerinde �yağmur yağıyor� yerine �Rahmet Yağıyor� denilmektedir. Çünkü Yağmurun Allah�ın bir lütfü olduğu inancı hâkimdir. Yağmur duası ile ilgili törenler eskiden olduğu gibi bugün de bütün Türk asıllı kavim ve boylarda bazı ufak değişikliklerle devam etmektedir. Yağmur yağması için başvurulan inançların içinde özellikle en önemli geleneklerden biri; Muş ilinde de ve çocuk oyunu niteliğinde olan �Çelim Çelim Çemçecük� gösterisi ve bu hususta söylenen ilahi ve maniler şeklinde kendini gösterir. Çelim Çelim Çemçecük ya da Çemçegelin, çubuk halindeki tahta parçalarını bir araya getirip üzerine çeşitli bez parçaları ile süsleyerek gelin haline getirilen bir nevi totemdir. Çocuklar bunu (büyüklerde yaparlar) kapı kapı dolaştırıp hem yağmur yağması için maniler söyler ve kendilerine de bir şeyler isterler. (Bu gelenek kurak geçen yaz aylarında yağmurun yağması için başvurulan bir halk inanışıdır.)

Kapı kapı dolaştırılan bu bebek, her evin kapısı açıldıktan sonra evin reisi tarafından karşılanır. Evin reisi yağmur yağması dileğiyle önce bebeğin üzerine su döker, çocuklara da şeker verir. Bebeği taşıyan çocuk grubu hep bir ağızdan şu tekerlemeyi söylerler:

Çelim çelim çömçecük Çıngır çıngır çıngır tas
Çemçecüğe ne gele Birini kaldır birini bas
İneklere ot gele Anber oğlu hastadır
Bızavlara süt gele Kekliği kafestedi

Tarlada çamur tabakta hamur
Ver Allah�ım ver bir sürü yağmur
Ali binmiş atına Gökte ne var bir hurma
Sürmüş göğün katına Dalları burma burma
Onu yiyen hacılar hak yoluna durmuşlar

Duduhal: Bir ekip oyunudur. Üçer ya da dörderli oynanır. Her ekibin yaklaşık 10 metre uzunluğunda bir oyun çizgisi vardır. Her ekip kendi çizgisine üçtaş diker. Oyuna başlayan ekibin oyuncuları karşı ekibin taşlarını yıkmak için ikişer taş atarlar. Dikilen taşların birini yıkan oyuncu bir taş daha atmaya hak kazanır. Atılan taşların yıkılan taşlara değmemesi bir kuraldır, atılen taş yerdeki taşa değerse o taş yeniden dikilir. Eğer dikili taşların üçü de yıkılırsa, taşları yıkan tarafın oyuncuları diğerinin sırtına biner; karşı tarafın çizgisine kadar götürülme hakkını kazanır. Dikilen taşlar düşürülemezse taş atma sırası diğer ekibe geçer. Oyuncular her atış sırasında duduhel hel hel diye bağırırlar

Ebe Oyunu: Çocuklardan biri ebe olur. Seçtiği bir canlı ya da cansız herhangi bir nesneyi ad vermeden, bazı özellikleri ile belirterek anlatmaya çalışır. Oyuna katılanlardan hangisi tarifi yapılan varlığı bilirse, ebe elindeki kamçıyı ona verir. Diğerleri kaçışırlar. Kamçıyı eline alan yakalayabildiği oyunculara rasgele vurmaya başlar. Bu kovalamaca ebenin �Şahin� diye bağırmasına kadar sürer. Kamçıyı elinde tutan oyuncu kamçıyı ebeye vermeden yakalanırsa bu defa yakalayan kamçılamaya başlar. Buda bir fırsatını bulup kamçıyı ebeye verinceye kadar sürer.

Holoç: Beş ya da yedi kişilik takımlarla ve sopa ile oynanır. Önce oyun alanında bir çukur kazılır. Çukurun iki ya da üç metre uzağına bir taş konur. Buna �Moza� denir. Kurayla bir ebe seçilir. Ebe mozayı, sopa ile iterek çukura doğru sürükler. Diğer oyuncular buna engel olmaya çalışırlar. Sopalarıyla (sopalara �degenek� denir) mozaya hızla vurarak uzaklaştırmak isterler. Ebenin sopasıyla diğer oyunculara dokunmaması kuraldır. Ebenin sopası diğer oyunculardan birine değerse �holoç� olur.

Moza (Cız) :Holoç oyunundaki moza (taş) burada oyunun konusudur. Üç ya da beş kişi ile oynanır. Lap denen ele sığacak kadar düz taşlarla oynanan bir çizgi oyunudur. 25�30 cm çapında bir daire çizilir. Ortasına �moza� denilen yuvarlağa yakın taş bırakılır. Altı yedi metre uzaklığa bir metrelik çizgi çizilir. Her oyuncu sırayla çizgiden attıkları laplarla mozayı dairenin içerisinden çıkarmaya çalışırlar. Mozayı daireden çıkaran oyuncu her vuruşta yeniden oynanmaya hak kazanır. Belirlenen oyu sahasının dışına çıkana kadar oyun devam eder. Oyun, puanlama sistemi ile oynanır. Bu durum sıradaki oyuncu bitinceye kadar ya da sıkılıp pes edinceye kadar devam eder.

Dellur Ağaç: Çelik çomak oyununun aynı olmakla birlikte İlimizde değişik şekilde oynanan biçimi de vardır. Şöyle ki: iki, dört ya da altı kişi ile oynanan bir oyundur. Dört-beş metre çapında büyükçe bir daire çizilir, dairenin tam ortasına küçük bir çukur açılır, yumruk büyüklüğündeki çukurun üzerine Dellur denilen küçük sopa bırakılır ve degenek denilen uzun sopa çukurun içine sokularak destek alındıktan sonra yuvarlağın ortasındaki oyuncu tarafından yuvarlağın dışında uzağa fırlatmaya çalışır. Delluru (küçük sopayı) havada iken yakalayan rakip oyuncu direk oyunu başlatmaya hak kazanır eğer yakalayamamışsa delluru düştüğü yerden alarak ötedeki büyük dairenin içerisine atıp denk getirmeye çalışır. Dairenin içerisindeki oyuncu da rakip tarafından atılan delluru dairenin içine sokmamak için degeneğiyle (çomağıyla) hamle yapar bu oyun dellur daireye sokulana yada ebe delluru havada yakalayana kadar aynı kişilerce devam ettirilir. Unutulmaya yüz tutmuş olan bu oyun tarzının kurallarıyla şu anda Avrupa da oynanan beyzbola benzemesi dikkate şayandır.

Riz: İki kişi tarafından oynanır. Her oyuncunun üç tane küçük taşı vardır. Yere önce bir kare çizilir. Kare içerisine artı yapılır. Her iki oyuncunun taşları çizgilerin kesiştiği yerlere karışık olarak bırakılır. Oyuncular sırasıyla hamle yaparlar. Oyunda öncelikle üçtaşını aynı hizaya getiren oyuncu oyunun galibidir. Esas olan üç taşı aynı hizaya rakibinden önce getirmek olduğundan öncelikle rakibin hamle yapması önlenmelidir.

TURİZM

Bilinen tarihi Urartularla başlayan ilimizde Persler, Romalılar, Sasani, Bizans egemenliğinin yanı sıra Selçuklular, Eyyübiler, Akkoyunlular ve Şerefhanlar gibi birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. İlimiz bu dönellere ait tarihi eserler ve inanç turizmi için önemli potansiyele sahiptir. Karın uzun süre yerde kalması ve kar kalitesi ile kış turizmine, zengin bitki varlığı ve yürüyüş parkurları ile dağ turizmine ilişkin önemli bir merkez olabilecek imkânlara sahiptir. Ancak bu güne kadar gereken ilgiyi görememiştir.
MUŞ�TA KIŞ TURİZMİ

Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de tatil dönemi ağırlıklı yaz aylarını kapsamaktadır. Bu nedenle turizm sektörü mevsimsel bir karakter taşımaktadır. Bu mevsimselliği hafifletmek alternatif turizm türlerine müsait konaklama arzı yaratmak mümkün gözükmektedir. Dağ ve Kış turizmine yönelik tesisler bu açıdan önemli bir avantaja sahiptirler. Kışın kayak turizmine hizmet veren tesisler diğer aylarda iklim kürü, doğa yürüyüşleri, flora zenginliği gibi doğaya dönük turizm hareketleri açısından elverişli konuma sahiptirler. Göl ve orman gibi doğal kaynakların değerlendirilmesiyle talebin mevsimsellik özelliği yıl bazına yayılmak suretiyle azaltılarak talep istikrarı sağlanabilecektir. Farklı dönemlerde değişik talep gruplarına, yönelik tanıtım ve pazarlama faaliyetleri ile özellikle kışın kayak, diğer dönemlerde iklim kürü, dinlenme (3. Yaş grubu), doğa yürüyüşleri (genç ve orta kesim), toplantılar (kongre, iş toplantıları) gibi farklı programlarla talebin hem arttırılması hem de mevsimselliğinin hafifletilmesi mümkün olacaktır.

Doğu Anadolu bölgesinde yer alan ve Güneydoğu Toros Dağları�ndan olan Karaçavuş dağlarının eteklerinde kurulu olan ilimizde; 2.500 metreye kadar varan yüksek tepeler, değişik bitki örtüsü, etkili ve uzun süreli kar yağışları nedeniyle dağ ve kış turizminde oldukça yüksek bir potansiyele sahiptir.

Zengin bir kar örtüsüne sahip Muş ilinde kar kalitesi, pist uzunlukları ve meyilleri açısından her türlü kayak uygulamalarının rahatlıkla yapılabilecektir. Kasım ayında başlayan kar mevsimi nisan sonuna kadar devam etmektedir. İlimizin bu özelliği göz önüne alınarak İl Özel İdaresince Kayak evi yapılarak hizmete sunulmuştur. 2 adet 300 metrelik baby-lift kurulmuştur.

Kış Turizmi, Kış Sporları ve Dağ Turizmi, Dağ Sporları Projesi hazırlanmıştır. Proje kapsamında ilimizde kurulacak teleferik sistemi ile, yaz aylarında dinlenme ve sportif amaçlı konaklamalara, kış aylarında da kış sporlarına hitap edebilecek, ayrıca yıl boyunca yakın civardaki yerleşim merkezlerinde yaşayanlar için günübirlik olarak da oldukça yoğun ilgi çekecektir.
NATO standartlarına uygun havaalanı, kara ve demiryolu ulaşımına sahip ilimizde konaklama tesisleri atıl durumdadır. Projenin uygulamaya konulması ile havayolu taşımacılığı başta olmak üzere ulaştırma sektörü ve diğer hizmet sektörlerinin gelişimine katkı sağlanacaktır. Kış Sporlarına özellikle Mukavemet Kayak dalında Milli Takımın büyük çoğunluğunu Muş�lu sporcular oluşturmaktadır.

YEREL ETKİNLİKLER

ETKİNLİK ADI : Nevroz Bayramı
DÜZENLEYEN KURULUŞ : İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü
ETKİNLİK TARİHİ : 21 Mart

ETKİNLİK ADI : Varto�nun Düşman İşgalinden Kurtuluşu
DÜZENLEYEN KURULUŞ : Varto Kaymakamlığı- Belediye Başkanlığı
ETKİNLİK TARİHİ : 31 Mart

ETKİNLİK ADI : Muş Lale Festivali
DÜZENLEYEN KURULUŞ : Muş Valiliği � Belediye Başkanlığı
ETKİNLİK TARİHİ : 29-30 Nisan

ETKİNLİK ADI : Muş�un Kurtuluşu
DÜZENLEYEN KURULUŞ : Muş Valiliği � Belediye Başkanlığı
ETKİNLİK TARİHİ : 30 Nisan

ETKİNLİK ADI : Hıdrellez Şenlikleri
DÜZENLEYEN KURULUŞ : İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü
ETKİNLİK TARİHİ : 6 Mayıs

ETKİNLİK ADI : Varto Koğ Şenlikleri
DÜZENLEYEN KURULUŞ : Belediye Başkanlığı
ETKİNLİK TARİHİ : 18�20 Temmuz

ETKİNLİK ADI : Malazgirt Anma Törenleri
DÜZENLEYEN KURULUŞ : Malazgirt Kaymakamlığı � Belediye Başkanlığı
ETKİNLİK TARİHİ : 25�26 Ağustos


kosar(kızıltepe)tarihi

kosar(kızıltepe)tarihi

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 749×562 ve 75KB ) Buraya Tıklayın

Kızıltepe, Mardin ilinin bir ilçesidir.Eski adı Tell Ermen

Eski Çağlarda Dunaysır veya Düneysir ismiyle Artuklular döneminde kurulmuştur. Bu yerleşim Urfa ile Diyarbakır’ı Musul’a bağlayan ticaret yolu üzerinde konaklama merkezi olarak önem kazanmıştır. XIII.yüzyılda Eyyubiler tarafından yağmalanmış, daha sonra Selçuklular, İlhanlılar, Memluklular, Akkoyunlular, Artuklular ve Timur buraya hakim olmuştur.
Dunaysır ismi, sonraki dönemlerde Koçhisar olarak değiştirilmiştir. XV.yüzyılda Karakoyunlular ile Akkoyunlular arasında sık sık el değiştirmiş, XVI.yüzyılda Safeviler buraya hakim olmuştur. Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında, 1517’de Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Artukluların önemli bir kenti olan Kızıltepe, sürekli savaş ve yağmalandığından, Artukluların çarşı, han, hamam, cami ve medreselerle zengin bir kent durumuna getirdikleri bu yerleşim Osmanlıların eline harap halde geçmiştir. Artuklu dönemine ait, Ulu camii, Taşköprü, Tarassut Kulesi Şahkullubey Kümbeti, Harzem Harabeleri günümüze kadar ayakta kalan tarihi eserlerdir.

Kızıltepe’nin Altındaki Kayıp Şehir
Mardinin ilçesi Kızıltpeye derin yolculuk

Mardin’in yüksek ve engebeli konumuna rağmen ilçesi Kızıltepe ona inat bir düzlüğe kurulmuştur. Mardin’in tarihi güzelliklerinin dünyaya parmak ısırtacak kadar çok ve değerli olması ilçelerinin üzerine yönelecek ilgiyi azalmıştır. Kızıltepe tarihi ve kültürel yönleri yerine sosyal problemlerle gündeme gelmiş Mardin ilimizin bir ilçedir.
Ben şehrin tarihin ve kültürüne bir yolculuk yapmanın daha yerinde olduğunu düşünerek sizi Kızıltepe’nin gizemine yolculuğa çıkarmayı düşündüm . Kızıltepe yığma olduğu anlaşılan bir tepenin etrafında şehir şekillenmiştir. Şehir alabildiğine kalabalık ve alabildiğine geri kalmıştır. Mardin ve diğer ilçelerinde bulunan tarihi eserlerin aksine Kızıltepe’de birkaç eser haricinde tarihi esere rastlamak nerede ise imkansızıdır.
İlçenin en eski adı Dunaysır’dır. Daha sonra Koçhisar adını almıştır. Artukoğulları Döneminde gelişme gösteren kasaba bu dönemde Diyarbakır-Musul ve Urfa-Musul yolu üzerinde önemli bir ticaret merkezi olmuş. 1931′de Kızıltepe adıyla ilçe merkezi olmuştur. Mardin’den nüfusu fazla olmasına rağmen Mardin’e yakınlığından dolayı ile olma şansı azalmaktadır.
Kızıltepe sokaklarında dolaştığınızda mevsim yazsa tozdan, mevsim kışsa çamurdan çekeceğiniz var demektir. Ana caddenin üzerinde dizilmiş mağaza ve dükkanların vitrinlerinde diğer şehirlerin vitrinlerinden farklı olarak yöreye ait giysilerin kumaşlarını görmeniz mümkündür. Çok sayıda dükkanın önünde kıyılmış tütün görürsünüz. Tütün, paket sigaradan daha fazla satılmaktadır. Bunun sebebi ağız alışkanlığı ve tütünün paket sigaraya göre daha uygun fiyata gelmesidir. Bir sokak köşesinde tabakasından tününü çıkarıp sigarasını saran bir kadını görmeniz ilk başta sizi şaşırta bilir. Ancak batılı kadınların aksine Kızıltepe’de ki kadınlar arasında sigara içimi çok yaygındır. Özelliklede kaçak tütün içerler.
Kızıltepe’nin halk pazarlarında, şehrin sokak aralarında el tezgahların da seyyar satıcılar yığınladır. Bunun en büyük sebebi işsizliktir. Eline bir araba alan seyyar satıcılık yapar. Pazarlarda el arabaları ile çocuklarda büyük bir iş kolu oluşturmuşlardır. Pazardan alış veriş yapanların poşetlerini el arabaları ile taşırlar. Bütçelerine katkıda bulunmaya çalışırlar.
Kızıltepe’nin pazarlarında canlı tavuk satılmaktadır. Beğenilen tavuklar satıcı tarafından orada hemen kesilerek tüylerinden arındırılır. Canlı tavukları kesip satan dükkanlar bile ara sokaklarda bulunmaktadır.
Arka sokaklara girdiğinizde küçük kerpiç ya da taş evlerin önünde ölüme terk edilmiş tankerleri görürsünüz. Her boş arsa tanker mezarlığı olmuş. Irak kapısının açık olduğu dönemlerde az birikimi olan petrol taşımak için tanker almıştır. Ancak kapının kapanması umudunu tankerlere bağlayanları hüsrana uğratmıştır.
Şehirde tüm ülkede olduğu gibi bir planlı şehirleşme olmadığı görülmektedir. Köylerden gelenler buldukları arsaya ev yerine başlarını sokacak bir yer yapmak zorunda kalmışlarıdır.
Şehrin en büyük tarihi kalıntısı Kızıltepe (Koçhisar) Ulu Camiidir. Yapımına Mardin Artukoğulları’ndan Yavlak Aslan tarafından (1184-1200) başlanmış ve kardeşi Artuk Aslan tarafından(1200 ila 1239)da tamamlanmıştır. Kıble duvarına paralel üç nef mihrap önünde iki nef boyunca 9.75 metre çapında tromplu bir kubbe ile kesilmiştir. Caminin iç kısmı, mihrabı ve duvarları zarif oyma işleme yazılarıyla süslenmiştir. Camii kısa bir süre öncesine kadar harabe bir şekilde dururken son yıllarda rest ura edilerek yeniden ibadete açılmıştır. Caminin minaresi olduğu sanılmasına rağmen günümüze bu minareden eser kalmamıştır. 1940’lı yıllarda caminin yıkılan taşları toplanarak emniyet binasının yapımında kullanılmıştır. Taşköprü, Tarassut Kulesi Şahkullubey Kümbeti, Harzem Harabeleri günümüze kadar ayakta kalan tarihi hazinelerdir.
Dikkatimizi çeken ve araştırılması gereken ilginç bir durum var Kızıltepe’de. Tarihi çok eskilere dayanan şehirde sekiz yüz kişilik bir Kızıltepe caminin var olması, bir kilisenin bulunması şehrin yakınların da büyük bir köprünün bulunması şehirde kalabalık bir toplumun yaşadığının en büyük göstergesidir. Ancak nüfusunun fazla olduğunu düşündüğümüz şehirde saydığımız eserlerden başka bir kalıntıya rastlamak imkansıdır. Ne bir ören yeri, ne bir tarihi konak, ne bir çarşı hiç birisinin izine rastlamak nerede ise imkansız ve o derecede şaşırtıcıdır. Sekiz yüz kişilik ve devrinin en büyük camilerinden birisinin etrafında hiçbir kalıntıya rastlanmaması tarihi dokunun sahipsizlikten yıkıldığı ve talan edildiği gerekçesi ile açıklanamayacak kadar basit değildir.
Tarihi kalıntılar ne kadar tahrip edilirse edilsin, ne kadar yağmalanırsa yağmalansın mutlaka harabede olsa bazı kanıtların kalması gerekmektedir. Bu garip durumu sahipsizlik ve yağmacılıkla açıklamak biraz zor gibi görünüyor. Şehrin büyük bir felaket geçirmesi, deprem, sel vb ile yok olduğu daha sonra üzerine yeniden bir şehir kurulduğu düşüncesi bende hakim oluyor.
Bu düşüncemize en büyük katkıyı antiarkeologluk yapan definecilerin anlattıkları destek verir gibi. Özellikle şehrin ortasında bulunan şimdi bir askeri birliğin konuşlandırıldığı etrafı tel örgülerle çevrilerek loruma altına alınana tepenin etrafında ev yapanlar, temel kazılarında çok sayıda tarihi eser ve altın gümüş sikkeler buldukları dilden dile dolaşıyor.
Dilden dile dolaşan bir olay daha var ki bu daha ilginç. Tepenin etrafında bir yol yapımı sırasında tepenin içerisine giden dehlizlere rastlanıyor. Geceleyin define avcıları buraya giriyor. Bunların anlattıkları göre tepenin içerisinde çok sayıda yollar çukurlar odalar var.
Düz ovanın içerisinde yükselen bu tepenin yığma bir tepe olduğu kuşkusu herkeste var. Şehrin yüksek bir tepesinin olmaması nedeniyle şehri savunmak için bir kale yapılamamış. Bunun yerine “tepe kale” diyebileceğimiz bir sığınak yapılmış. Sığınağın giriş kapısı ise tepenin hemen altında bulunan kiliseden olduğu iddia ediliyor. İddiaya göre tepenin altında bir şehri saklayacak kadar bir sığınak var. Buranın tek giriş kapısı var oda kilisenin içerisinde bir kapının olması.
Bu iddiaları araştırmak uzmanların ve yetkililerin görevi. Ancak bizim görebildiğimiz bir gerçek var ki; Kızıltepe şehrinin altında bir kayıp kent var. Ve bu araştırılmalıdır.
Şehrin üzerindeki yoksulluk silinmeli, tarihinin arkasındaki sis perdesi aralanmalıdır. Bu yapılmadıkça Kızıltepe üzerindeki sosyal ve tarihi şüpheler devam edecektir.
Kızıltepe hakikatten çok ilginç bir şehirdir ve kızıltepeli olabilmek 300.000 kişiye nasip olmuştur şu an itibariyle. Doğunun % olarak en çok üniversite öğrencisi çıkaran ilçesi olma özelliğini son 5 yılda yakalamıştır ve kimseye de kaptıracak gibi görünmüyor. Kızıltepeliler oldukça dinamik ve girişken bir şehir kültürü geliştirmiştir.15-20 yıl içinde bütün dünyada bilinen zengin ve nüfus olarak ta oldukça yoğun bir şehir olacaktır.


Iğdır Seyahat Rehberi

http://www.manzaralar.net/turkiye/illerimiz/IGDIR/OTEL1.jpg

Türkiye’nin doğu sınırında yer alan Iğdır, efsanevi Ağrı Dağı ile görülmesi gereken bir ildir.

http://www.manzaralar.net/turkiye/illerimiz/IGDIR/Image17.jpg

Iğdır’ın Tarihçesi

Bölgeye M.Ö. 4000 tarihinde Hurriler yerleşmiş daha sonra farklı medeniyetlere sahne olmuştur. Günümüze kadar Urartular, Sakalar, Sasaniler, Bizanslar, Selçuklular, Moğollar, Oğuzlar, Karakoyunlular ve Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliğine girmiştir.

http://www.manzaralar.net/turkiye/illerimiz/IGDIR/Resim-096.jpg

Iğdır İl Trafik No: 76
Yüzölçümü: 3.539 km²
Nüfus: 168.634 (2000)

Iğdır’a Ulaşım

  • Karayolu: Çevre il, ilçe ve komşu ülkeler ile bağlantısı sadece karayoluyla sağlanmaktadır.
  • Havayolu: Uçakla Kars Havaalanına oradan da Iğdır’a karayoluyla ulaşılır

http://www.manzaralar.net/turkiye/illerimiz/IGDIR/807a.jpg